Tesnim Haber Ajansı Ekonomi Muhabirinin bildirdiğine göre, 40 gün öncesinden bu yana Hürmüz Boğazı'nın çatışmaların ana odak noktası haline geldiği savaşın ortasında, İran'ın ekonomik çevrelerinde gündeme getirilen en tartışmalı kavramlardan biri Petro-Dolar'dan Petro-Yuan'a geçişti. Petrol ticaretinde ABD dolarını devre dışı bırakarak yerine Çin yuanını geçirmesi planlanan bu fikir, mevcut koşullarda sahadaki gerçeklerle yüzleşti.
Stratejik ilişkilerin analizi, Çin'in İran ile dostane ve ekonomik ilişkilere sahip olmasına rağmen, aynı zamanda Suudi Arabistan, BAE ve Katar da dahil olmak üzere Fars Körfezi bölgesindeki Arap ülkeleriyle olan bağlarında kendi makro çıkarlarını da tanımladığını göstermektedir. Bu ülkelerden bazıları, İran'ın aksine, Siyonist rejimle normalleşmiş ilişkilere veya en azından gizli işbirliklerine sahiptir. Bu nedenle, bazı çevrelerde "Petro-Yuan"dan bahsedildiği gibi, özellikle son savaşta Pekin'in bu fikre yönelik pratik bir desteği görülmedi.
Hürmüz Boğazı; Ağır Bedelli Bir Miras
Öte yandan Ramazan Savaşı'nın ortasında, İran'ın gücü ve ülkenin bu stratejik su yolunun kontrolünü sürdürmesindeki ekonomik direnci tamamen belirgin hale geldi. Dünyadaki birçok stratejist, bugün ABD için "Fars Körfezi'ni terk etmek" ve "Hürmüz Boğazı'nın yönetimini İran'a devretmek"ten başka çare kalmadığı sonucuna varmıştır. Bu, tam olarak Donald Trump'ın içine düştüğü tuzaktır.
Trump Hürmüz Boğazı Tuzağında: Çıkış Yok
Analizler, her türlü savaş suçu ve eşi görülmemiş baskılar uygulanmasına rağmen, Trump'ın bu boğazı ABD, İsrail ve müttefikleri için açamayacağını gösteriyor.
Batı için en iyi senaryoda, bazı Batılı medya organları yetkililere dayandırarak, İran'ın ABD ve İsrail'in müttefiki olmayan ülkelerden bir tür güvenlik geçiş ücreti almayı planladığını duyurdu. Bu durum, yazılı olmayan savaş kuralları çerçevesinde "Hürmüz'ün kontrolünü" meşrulaştırmak anlamına gelmektedir. Bu arada, savaş sonrası mali sistemin tasarımı da özel bir öneme sahiptir.
Dünya Petrolünün %20'sinin Yönetimi İran'ın Elinde
Düşmanlar için acı, İran destekçileri için tatlı olan gerçek şudur: İran, dünya petrol geçişinin %20'sinin yönetimini ve kontrolünü fiilen ele geçirmiştir. Bu konum ülkemiz için askeri, ekonomik ve can kaybı olmak üzere çok ağır bedeller ödenerek elde edilmiştir. Ancak kilit nokta şudur ki, bu güç petrol ticaretinde destekleyici bir para birimi olmadan "sürdürülebilir bir ekonomik güce" dönüşemez. Burası Petro-Yuan'ın rol oynayabileceği noktaydı, ancak görünüşe göre Çin henüz tam anlamıyla sahaya inmedi.
Mevcut savaş, enerji su yolları (Hürmüz Boğazı) üzerindeki fiziksel kontrol ile enerji ticareti para birimi (Petro-Dolar veya Petro-Yuan) üzerindeki mali kontrolün iki farklı oyun olduğunu gösterdi. Bu açıdan bakıldığında, savaşın mevcut koşullarında Petro-Yuan teorisi, operasyonel bir çözüm olmaktan çok Batı'ya yönelik stratejik bir sinyal olmuştur.
Bu arada Petro-Riyal, teorik bir fikirden pratik bir fırsata dönüşebilir. Eğer olası anlaşmalar çerçevesinde tüm ödemeler, harçlar, sigorta, taşımacılık ve enerji sözleşmeleri dolar dışı ve Riyal tabanlı mekanizmalar üzerinden tanımlanırsa, bu anlaşma sadece siyasi bir belge olmakla kalmayıp ekonomik-stratejik bir belge haline gelecektir.
Uzmanlara göre Petro-Riyal, stratejik varlıklara, özellikle de petrol ve doğalgaza dayanan, enerji destekli parasal ve mali bir mekanizma olarak tanımlanmaktadır.