Tesnim Haber Ajansı Uluslararası Haberler Servisi'nin bildirdiğine göre, Avrasya meseleleri üzerine uzman Batılı gazeteci ve analist Stephen M. Bland, kaleme aldığı bir makalede Amerika ile İran arasındaki yeni gerilim dalgasının Orta Asya ülkeleri üzerindeki ekonomik ve jeopolitik sonuçlarını ele aldı.
Analist söz konusu raporda, Washington'ın yaptırım ve gerilimi tırmandırma politikalarının güney güzergahındaki hayati transit damarlarını nasıl tıkadığını ve denize kıyısı olmayan Orta Asya ülkelerini nasıl bir iletişim çıkmazına ve giderek artan bir ekonomik baskı altına soktuğunu ortaya koyuyor.
Yazar makalesinin başında şu hususlara dikkat çekiyor: Orta Asya'nın İran eksenli savaşa ilk tepkisi açık ve anında oldu. Hükümetler ateşkesi memnuniyetle karşılarken, bölgedeki ticaret yolları, yakıt maliyetleri ve gıda fiyatları halihazırda ezici bir baskı altında olduğundan Hürmüz Boğazı'ndaki durumu yakından takip ediyordu.
Ancak savaşın bir sonraki aşaması bölge için farklı görünüyor. İran ile Amerika arasında 12 Nisan'da İslamabad'da yapılan müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Washington, İran limanlarındaki deniz trafiğini engellemek için düşmanca bir adım attı. Bu eylem, Hürmüz Boğazı'nın tüm gemilere yasal ve resmi olarak kapatılması anlamına gelmese de, İran'ı hala güvenilir bir transit koridoru olarak gören her ülke veya şirket için krizi çok daha ciddi bir boyuta taşıyor.
Savaşın Gizli Maliyetleri ve Güney Koridorlarındaki Şok
Batılı gazeteci şu vurguyu yapıyor: Bu ayrım ve baskı Orta Asya için büyük önem taşıyor; zira bu bölgenin ekonomik şoku hissetmesi için Hürmüz Boğazı'nın resmi ve yasal olarak kapatılmasına gerek yok. Sadece sigorta şirketleri, bankalar, nakliye firmaları, havayolları ve tüccarların normal ticari planlamalar için güney rotasını kullanmanın çok riskli hale geldiği sonucuna varması, bölge ekonomisini felç etmek için yeterlidir.
Bu yıkıcı süreç çoktan başlamıştı. İran üzerinden yapılan transit geçiş, güney koridorlarındaki trafiği, gıda tedarik sistemlerini ve bölgesel bağlantıların daha geniş çaplı fiyatlandırmasını baskı altına almıştı. Amerika'nın İran limanlarına yönelik son hamlesinin, ekonomik ortaklar arasında güney rotalarına yönelik bu karamsar bakış açısını daha da güçlendirmesi bekleniyor.
Artan Ekonomik Baskılar Karşısında Diplomatik Sessizlik
Makalenin bir diğer bölümünde bölge ülkelerinin tutumlarına değinilerek şu ifadelere yer veriliyor: Orta Asya genelindeki resmi açıklamalar, son gerilimlerden ziyade hala 8 Nisan'daki geçici ateşkes atmosferini yansıtıyor. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan liderleri daha önce ateşkesi memnuniyetle karşılamış ve bunu gerilimi azaltma yönünde atılmış bir adım olarak nitelendirmişti. Türkmenistan da pragmatik bir yaklaşımla İran ile olan tüm sınır kapılarının açık olduğunu, vatandaşların ve araçların geçişinin devam ettiğini duyurmuştu.
Buna rağmen, söz konusu ülkelerin kamuoyuna verdikleri mesajlar, gelişmelerin hızının ve artan gerilimin gerisinde kalmış gibi görünüyor. Bu durum gizli diplomasinin durduğu anlamına gelmiyor; aksine çatışmaların doğasının doğrudan saldırılardan deniz taşımacılığı ve ticarete yönelik baskıya dönüşmesiyle birlikte Orta Asya hükümetlerinin kamuoyu önünde temkinli davranmayı tercih ettiğini gösteriyor.
Daha Zayıf Ülkeler İçin Enflasyon Fırtınası ve Ekonomik Darboğaz
Bu krizin ekonomik sonuçlarına değinen Bland, sözlerini şöyle sürdürüyor: Bölge için savaşın ekonomik mantığı artık siyasi mantığından çok daha nettir. Küresel petrol kaynaklarının yaklaşık yüzde 20'si ve küresel kimyevi gübre ticaretinin üçte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Yalnızca 2026 yılının Şubat ve Mart ayları arasında, küresel piyasalarda üre fiyatları yüzde 46 oranında bir sıçrama yaşadı.
Dünya Bankası'nın raporu da Avrupa ve Orta Asya'daki gelişmekte olan ekonomilerin büyümesinin, Orta Doğu'daki çatışmalar ve jeopolitik gerilimler nedeniyle 2025'teki yüzde 2,6 seviyesinden 2026'da yüzde 2,1'e gerileyeceğini gösteriyor.
Öte yandan fiyat artışları bölgedeki çoğu ülkeye herhangi bir fayda sağlamıyor. Kazakistan, ham petrol fiyatlarındaki artıştan ve Asya pazarlarına petrol ürünleri tedarik etme imkanından yararlanabilecek olsa da, bölgedeki genel tablo oldukça karamsar. Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın tamamı yakıt, ulaşım ve kimyevi gübre kanalları üzerinden ithal enflasyona maruz kalıyor. Mallarda fiziksel bir kıtlık yaşanmasa bile kar marjları daralıyor ve bu ülkelerdeki hane halkı bütçeleri baskı altına giriyor; böylece Orta Doğu'daki bir dış savaş, Orta Asya için doğrudan bir iç ekonomik krize dönüşmüş durumda.
Hava ve Kara Transit Haritasının Değişmesi
Ulaşım rotalarındaki değişiklikleri inceleyen analist şu satırları kaleme alıyor: Hava yolları da benzer yapısal değişiklikler gösteriyor. Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı, Orta Doğu ve Körfez bölgesi için yüksek riskli bölgeler bültenini uzattı. Rusya hava sahasının çoğu Batılı havayolu şirketine kapalı olması ve İran hava sahasının yüksek riskli olarak değerlendirilmesi nedeniyle, hava trafiği zorunlu olarak Güney Kafkasya ve Orta Asya üzerinden geçen kuzey yayınaydı; bu durum Kazakistan ve Azerbaycan'ın stratejik önemini artırdı.
Analiz raporunun sonunda şu sonuca varılıyor: Orta Asya hükümetleri, kuzey rotalarına, yani Rusya'ya olan bağımlılıklarını azaltmak için küresel pazarlara erişimlerini İran, Güney Kafkasya ve bazı durumlarda Afganistan ve Pakistan üzerinden genişletmek için yıllarca çaba sarf etmişti. Türkmenistan ile 1148 kilometrelik sınırı bulunan İran, Orta Asya'yı Körfez ve Hint Okyanusu pazarlarına bağlamak için hayati bir coğrafi konuma sahip olmaya devam ediyor. Ancak kapitalist sistemin acı gerçeği şu ki, bir koridoru açık tutmak için coğrafya tek başına yeterli değildir; bir rotanın sigortalanabilir, finanse edilebilir ve öngörülebilir olması gerekir.
İslamabad'daki müzakerelerin başarısızlığa uğraması ve Washington'ın İran limanlarına yönelik gerilimi tırmandıran adımlarıyla birlikte, güney rotası artık rutin bir altyapı olmaktan çıkıp acil durum seçeneği statüsüne gerilemiştir. Orta Asya'daki hiçbir hükümet Amerika ile İran arasındaki doğrudan çatışmanın içine çekilmek istemiyor, ancak hiçbiri de kullanılabilir ticaret rotaları haritasının küçülmesine göz yumamaz. Bölgenin bu krize vereceği pratik yanıtın, kamuoyu önünde temkinli olmak ve perde arkasında yeniden hesap yapmak olduğu görülüyor; İran koridorunun belki kağıt üzerinde varlığını sürdüreceği, ancak Batı'nın baskıları nedeniyle artık Orta Asya'nın stratejik planlamalarının merkezinde yer alamayacağı bir aşama.