Tesnim Haber Ajansı- İbranice yayın yapan bu medya kuruluşu şu iddiada bulundu: “Şu anda bölgede, Basra Körfezi bölgesini sınır ötesi bir demiryolu aracılığıyla Avrupa’ya bağlayacak bir ekonomik koridorun oluşturulması konusunda yoğun bir rekabet yaşanıyor.”
Bu medya kuruluşu şunları ekledi: “İsrail, Türkiye’nin bu projenin kontrolünü ele geçirme ve Tel Aviv’i devreden çıkarma yönündeki giderek artan çabaları karşısında, bölgedeki konumunu yeniden şekillendirmek için eşsiz ve potansiyel bir stratejik fırsatla karşı karşıyadır.”
Orit Miller-Hatav, bu gazetede yayımlanan makalesinde, özellikle Yemen’deki Husilerin küresel ticareti sekteye uğratan ve Babü’l Mendeb Boğazı’ndaki seyri zora sokan saldırılarının ardından, geleneksel deniz taşımacılığı rotalarında yaşanan aksamalar dikkate alındığında, mevcut jeopolitik koşulların Ortadoğu’daki büyük kara ulaştırma projeleri fikrini yeniden canlandırdığını ifade etti.
Yazara göre, ABD’nin geniş desteğine sahip olan bu yeni girişim, Basra Körfezi ülkelerini Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden Akdeniz’e bağlayan bir demiryolu inşasına dayanmakta olup, tehdit altındaki deniz rotalarına kara temelli bir alternatif sunmayı hedeflemektedir.
Yazar, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olarak bilinen bu projenin, Şam ve Beyrut da dâhil olmak üzere, malların nihai varış noktası için farklı senaryolar sunduğunu belirtti.
Bununla birlikte, İsrail’in bakış açısından Hayfa Limanı’nı en sürdürülebilir ve en güvenli seçenek olarak değerlendirdi.
Yazar, bu projenin yalnızca bir altyapı geliştirmesi olmanın ötesine geçtiğini ve İsrail’in önümüzdeki on yıllarda bölgesel konumunu değiştirmesi için istisnai bir fırsat olduğunu öne sürdü.
İsrail’in bu güzergâha entegre olmasının, Basra Körfezi pazarları ile Avrupa arasında doğrudan bir bağlantı kurarak önemli ekonomik kazanımlar getireceğini, bunun sonucunda da geleneksel deniz taşımacılığına kıyasla eşya taşıma zamanını ve maliyetini düşüreceğini ekledi.
Ayrıca bu projenin, İbrahim Anlaşması’nı imzalayan ülkelerle iş birliğini derinleştirerek ve başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle kalıcı ekonomik ve siyasi ilişkilerin kapısını aralayarak, bölgesel normalleşmeyi güçlendirmek için operasyonel bir zemine dönüşebileceğini kaydetti.
Yazar, yazısının bir başka bölümünde bu proje etrafındaki jeopolitik rekabete dair uyarıda bulunarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu koridorun önemini kavradığını ve onu Türk topraklarına doğru yönlendirmeye çalıştığını ileri sürdü. Bu durumun, Ankara’nın elde edilecek stratejik kazanımların önemli bir kısmını ele geçirmesine ve İsrail’i bu denklemden çıkarmasına olanak sağlayacağını belirtti.
Yazar, İsrail’in eylemsizliğini sürdürmesinin, içinde bulunduğumuz on yılın en önemli stratejik fırsatlarından birinin kaybedilmesine yol açabileceği uyarısıyla yazısını sonlandırdı ve yeni Ortadoğu’nun ana hatlarının hızla şekillendiğini, bu projenin göz ardı edilmesinin İsrail’i şekillenmekte olan ekonomik ve jeopolitik düzenlemelerin dışında bırakabileceğini ifade etti.