1. İran
  2. Türkiye
  3. Batı Asya
  4. Dünya
  5. Röportaj
  6. Analiz/Makale
  7. Bilim/Uzay
  8. Spor
  9. Yaşam/Kültür
  10. Fotoğraf
  11. Karikatür
  12. Video
    • فارسی
    • english
    • عربی
    • עברית
    • Pусский
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter
  • İran
  • Türkiye
  • Batı Asya
  • Dünya
  • Röportaj
  • Analiz/Makale
  • Bilim/Uzay
  • Spor
  • Yaşam/Kültür
  • Fotoğraf
  • Karikatür
  • Video

İbrani Medya: İsrail Siyasi Krizin Zirvesinde

  • 29 Temmuz, 2026 - 01:07
  • Batı Asya haber
İbrani Medya: İsrail Siyasi Krizin Zirvesinde

Bir İbrani medya kuruluşu, Netanyahu'nun önceki seyahatlerinin aksine bu kez mümkün olan en kötü koşullarda Washington'a gittiğini itiraf etti.

Batı Asya

Tesnim Haber Ajansı'nın İbranice Masası'nın haberine göre, Zman Yisrael gazetesi, Binyamin Netanyahu'nun sekizinci ABD seyahati münasebetiyle yayımladığı bir yazıda şunları yazdı: "Başbakan her zaman Beyaz Saray'a yapılan resmî ziyaretlere bayılır; bu sevgisi ve tutkusu özellikle Donald Trump'ın başkanlık döneminde daha da belirgin hâle gelmiştir. Bununla birlikte bugünkü seyahati, önceki diğer seyahatlerinden farklı."

Bu medya kuruluşunun itirafına göre Netanyahu Beyaz Saray'a, ABD'de istenmeyen unsur olarak sınıflandırıldığı bir sırada girdi. Bu yalnızca Netanyahu'yu tutuklamakla tehdit eden New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin görüşü değil; Netanyahu'nun bugün ABD'de ve dünyada en popüler olmayan (okuyun: en nefret edilen) uluslararası şahsiyet sayıldığı gerçeğiyle ilgili. Ve kuşkusuz kendisi de bu konumunun tamamen farkında ve bundan haberdar.

Netanyahu ve Trump bugün, Senatör Lindsey Graham'ın cenaze töreninden üç saat önce görüşecek. Başkanlığın yoğun programı arasında bu görüşme için ayrılan kısa sürede Netanyahu, dünyayı Başkan Trump'la ilişkisinin hâlâ en iyi durumda olduğuna ikna etmeye çalışacak.

Ancak bu kez, bu iki lider arasındaki önceki yedi görüşmenin aksine, Netanyahu'nun ihtilafı yalnızca Trump'la sınırlı değil, onun yakın çevresine ve tüm Cumhuriyetçi Parti'ye kadar uzanıyor.

Demokrat Parti'ye gelince, onunla diyaloğu sürdürmenin artık bir faydası yok; zira Netanyahu uzun süre önce bu partiyle tüm iletişim köprülerini atmış durumda ve İsrail'in, güvenlik anlayışının ana direğini oluşturan bu ilişkileri yeniden inşa etmesi yıllar alacak.

Peki, Netanyahu'nun dünyadaki konumundan ve dolayısıyla İsrail'in siyasi durumunun vahametinden ne söyleyebiliriz?

Netanyahu, dün alışılmadık bir şekilde, uçağıyla Washington'a hareket etti ancak İtalya ve Fransa üzerinden geçebilmek için güvenli geçişini sağlamak ve hakkında çıkarılmış tutuklama emrinin uygulanmasına yönelik herhangi bir girişimi önlemek amacıyla önceden koordinasyon yapmak zorunda kaldı.

Bu kez de, onu taşıyan uçakta hiçbir gazeteci yer almadı ve bugün Trump'la yapacağı görüşmenin sonunda bir basın toplantısı düzenlenmesi öngörülmüyor; ayrıca iki lider tarafından ortak bir bildiri de yayımlanmayacak.

İbrani dilindeki bu medya kuruluşunun siyasi meseleler analisti Amir Bar Şalom da bugün yayımlanan makalesinde İsrail'in stratejik bir boşluğa düştüğünü itiraf etti.

Makalede şu ifadelere yer verildi: "Bazılarının İsrail tarihinde kader belirleyici olarak nitelendirdiği seçimlere tam üç ay kala, İsrail'in stratejik durumuna ilişkin kaygıyı görmezden gelmek güç."

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Suudi Arabistan'a kendi topraklarında uranyum zenginleştirme konusunda Amerikan onayını almanın şartı olarak 'İbrahim Anlaşmaları'na katılma daveti yapması, Başbakan Netanyahu'ya bir miktar umut geri kazandırdı.

Bununla birlikte Binyamin Netanyahu, yaklaşan seçimlere şiddetli bir güvenlik kriziyle boğuşarak giriyor.

Eğer o Amerikan şartı olmasaydı -ki Riyad'la anlaşmanın imzalanmasından bir gün sonra gecikmeli olarak gündeme getirilip eklendi- Netanyahu, liderlik döneminin en zorlu sınamalarından biriyle karşı karşıya kalacaktı.

Kendini 'güvenliğin efendisi' ve 'İsrailli Churchill' olarak adlandıran ve 'İran'ın kendi döneminde asla nükleer silaha ulaşamayacağını' ilan eden kişi, Beyaz Saray'daki 'en iyi müttefikinin' kendisine dayattığı, Suudi Arabistan'la bir nükleer anlaşmayı imzalamak zorunda kalmanın eşiğine gelmişti.

Makalenin devamında şu değerlendirme yer aldı: "İsrail savaşının diğer cephelerinin incelenmesi de aynı ölçüde endişe verici bir tablo çiziyor."

İsrail ile ABD'nin İran'la savaştaki iş birliği şimdiye kadar, ve muhtemelen yakın gelecekte patlak verecek bir savaşta da, İsrail'in karar alma marjını çarpıcı biçimde daralttı.

Bu yıl 16 Nisan'da, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'e önceden haber verilmeksizin İsrail ordusuna dayatılan Lübnan ateşkesi, İsrail'in yeni durumunun belki de en sarsıcı yansımasıdır.

Bu hadise, İran'ın ABD üzerinde baskı kurması ve hatta ateş etme tehdidinde bulunmasının ardından meydana geldi; ateşkes anlaşmasının diğer alanlarla ilgisi olmadığını daha bir hafta önce ilan etmiş olan Trump, İran'ın talebi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.

İsrail ordusu da ateşkes meselesinden, Trump'ın sosyal medya hesabından yayımladığı bir tweet aracılığıyla haberdar oldu.

Daha sonra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Manama Deklarasyonu aracılığıyla İsrail'i bu diplomatik açmazdan kurtarabildi ve ardından İsrail ile Lübnan hükümeti arasındaki diyalog ve anlaşma sürecini hızlandırarak bir şekilde İsrail'i bu çıkmazdan çıkardı.

Makalenin bir başka bölümünde ise önümüzdeki dönemde Lübnan'dan zorunlu geri çekilmelerin İsrail için sıkıntılı bir mesele olacağı ve siyasi liderlik açısından son derece utanç verici bir adım sayılacağı vurgulandı.

İlk geri çekilme haberi iki haftadan uzun bir süre önce Lübnan medyasında yayımlandı; oysa İsrail tarafı bu konuda tam bir sessizliğe bürünmüştü.

Ardından, son dönemde medyanın dikkatinden uzak kalan Gazze cephesi geliyor. İsrail son haftalarda Gazze Şeridi'ndeki saldırılarının temposunu -daha doğrusu, (Aksa Tufanı Operasyonu'na) veya 7 Ekim Harekâtı'na katılan herkesi takip etme amacını (bahanesini) taşıyan suikastların temposunu- artırdı.

Bu Siyonist analistin itirafına göre bu, Gazze'deki durumu değiştirebilecek stratejik bir adım değil.

Çünkü temel sorun değişmedi: Hamas hâlâ var, silahlı.

Gazze, Netanyahu'nun bu seçim kampanyasındaki zayıf noktasıdır. Hamas, İsrail'in karşı karşıya kaldığı en zayıf düşman ve buna rağmen İsrail'e en ağır bedeli dayatmış durumda.

İsrail uzun süredir Gazze Şeridi'nde kararlı bir adımdan söz ediyor, ancak burada dahi ABD'nin yeşil ışık yakıp yakmayacağı net değil.

Hükümetin Salı günü Gazze Şeridi'ne ilk barış gücü askerinin gönderilmesini onaylama kararı, Netanyahu için kolay bir hadise değildi.

Bu güç, bazıları daha önce Filistin Yönetimi'nde görev yapmış Filistinli temsilcileri de içeriyor.

Netanyahu'nun daha önce, gelecekteki bir çözüm çerçevesinde Gazze Şeridi'ne Filistinli unsurların gönderilmesinden söz etmeye cesaret edenleri hedef aldığı o sert eleştiriler şimdi nerede kaldı?

Makalenin bir başka bölümünde de şu vurgu yapıldı: "Netanyahu'nun siyasi hayatta kalma mücadelesi, İsrail'de stratejik bir boşluk yarattı ve bu durumun gölgesinde kararlar İsrail'de alınmıyor, ona dayatılıyor."

 

 
R1729/P
tasnim
tasnim
tasnim
  • Hakkında
  • İletişim
  • En Çok Okunan
  • Arşiv
bizi takip et:
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter

All Content by Tasnim News Agency is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.