Tesnim Haber Ajansı- 21. yüzyılda kaynaklar üzerindeki rekabet yeni boyutlar kazandı. Bu çerçevede stratejik rekabet, ileri teknolojilerin geliştirilmesini, savunma sanayilerini ve yeni enerjilere geçişi güvence altına alan hayati ve stratejik minerallere yönelmiş durumda.
Washington ile Erivan arasında 26 Mayıs 2026'da stratejik mineraller alanında iş birliği mutabakat zaptının imzalanması, Ermenistan'ın jeoekonomik konumunun dönüşümü bakımından en önemli hadiselerden biri sayılmaktadır. Bununla birlikte ABD'nin çıkarları yalnızca kritik minerallerle sınırlı değildir; daha geniş bir çerçevede, potansiyel nükleer ham madde kaynakları ve belirli türdeki konvansiyonel olmayan enerji kaynakları dâhil olmak üzere stratejik kaynaklardan da söz etmek mümkündür.
Bu iş birliği belgesi özellikle hayati mineraller üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu anlaşmada odak noktası yalnızca maden rezervleri değil; jeolojik keşifler, işleme, altyapı, lojistik, finansman, yatırım risk sigortası ve tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği gibi daha geniş bir yelpazedeki konuları kapsamaktadır.
Böyle bir yaklaşım, bu anlaşmanın ABD'nin bölge kaynaklarına yönelik yeni stratejisinin bir parçası olduğunu; kritik minerallerin ulusal güvenlik ve teknolojik rekabette kilit bir unsura dönüştüğü bir strateji olduğunu göstermektedir.
Ermenistan madenleri, mevcut teknolojik rekabet koşullarında önemi ikiye katlanan bir dizi nadir ve değerli element içermektedir. Bu elementler arasında skandiyum, tellür, renyum, germanyum, selenyum ve ayrıca neodimyum, seryum ve lantan gibi bazı nadir toprak elementleri sayılabilir. Bu çerçevede Ermenistan, maden sektörü, ulaşım koridorları ve enerji güvenliğinin birbiriyle iç içe geçmiş ve bağlantılı alanlar olarak değerlendirildiği yeni bir altyapı-kaynak mimarisinde ABD için potansiyel bir halka olarak cazibe taşımaktadır.
Teğut Madeni: Güney Kafkasya'da Siyaset ve Ekonominin İç İçe Geçişinin Simgesi
Teğut bakır-molibden madeninin durumu, ABD'nin Ermenistan'a yönelik stratejisinin en açık örneğidir. Teğut, Sünik eyaletindeki Kacaran madeninin ardından rezerv hacmi bakımından Ermenistan'ın en büyük ikinci bakır-molibden madenidir. Madenin tahmini rezervi yaklaşık 450 milyon ton cevher olarak hesaplanmakta olup bu rezerv yaklaşık 1,6 milyon ton bakır ve yaklaşık 99 bin ton molibden içermektedir. Ayrıca, 10 yılı aşkın bir süredir bu sahada modern bir cevher çıkarma ve zenginleştirme kompleksi de faaliyet göstermektedir.
Teğut madeninin serüveni, günümüz dünyasında kurumsal süreçlerin, mali mekanizmaların ve jeopolitik çıkarların nasıl birbirine düğümlendiğini açıkça göstermektedir. Bu madenin geliştirilmesi Ermeni iş insanı Valeri Mejlumyan'a ait Vallex Group şirketinin sorumluluğundaydı. Ancak 2018 yılında, Rus bankası VTB Armenia'dan alınan kredilerin geri ödenmesinde sorunlar yaşanmasının ardından bu devasa varlık, yaklaşık 380 milyon dolarlık borç karşılığında bu bankanın kontrolüne geçti.
Bir maden şirketinin yönetimi VTB Bank'ın uzmanlık alanına girmemesi nedeniyle, Nisan 2026'da bankanın Başkanı Andrey Kostin, Ermenistan'daki bu bakır varlığının satış sürecinin tamamlandığını duyurdu.
2024 yılı mali raporlarına göre, Teğut'un VTB Bank'a olan vadesi geçmiş borçlarının tutarı 162 milyar Ermeni dramının üzerinde olup yaklaşık 440 milyon dolara denk gelmekteydi. Bununla birlikte, sonraki mülkiyet değişikliği sıradan bir ticari işlemden çok daha önemliydi. 2022 yılında yaptırımlar ve lojistikteki aksamalar nedeniyle üretimin durmasının ardından Teğut'un faaliyetleri kademeli olarak yeniden başlatıldı. 2024 yılı sonunda şirket, Çin, Rusya ve İsviçre'ye ihraç edilen yaklaşık 88 bin ton bakır konsantresi üretti.
Trump'a Yakın Amerikalı Yatırımcıların Ermenistan Madencilik Sahasına Girişi
Teğut'un tarihindeki bir sonraki dönüm noktası bu yılın Haziran ayında, yeni kurulan Cuprar RA şirketinin Ermenistan Rekabeti Koruma Komisyonu'ndan bu şirketin hisselerini satın almak için izin talebinde bulunmasıyla gerçekleşti. Komisyonun onayının ardından, 7 Temmuz'da bu şirket söz konusu varlığın kontrolünü ele geçirdi. Bununla birlikte, mülkiyet yapısına ilişkin bilgiler açıklanmadığı için yeni sahibin nihai lehtarlarına dair sorular cevapsız kaldı. Düşündürücü olan nokta ise satın alan şirketin yalnızca Şubat 2026'da kurulmuş olmasıydı.
Şirket sicil verilerinin incelenmesi, Teğut bakır-molibden madeninin işletmecisi Cuprar RA'nın kontrolünün Dynamic Frontier Holdings şirketine devredildiğini göstermektedir.
Bu holding Ermenistan'da tescil edilmemiş olup mevcut bilgilere göre Ağustos 2025'te ABD'nin Teksas eyaletinde kurulmuştur. Böylece, işlemin tamamlanmasından kısa bir süre önce şekillenen bir Amerikan şirketinin izine, Ermenistan'ın en önemli stratejik varlıklarından birinin mülkiyet yapısında rastlanmaktadır. Bu şirketin yöneticisi Konstantin Sokolov, özel yatırım, altyapı projeleri, enerji ve telekomünikasyon alanlarında faaliyet geçmişine sahip Rus asıllı bir Amerikalı yatırımcıdır.
Guardian gazetesinin haberine göre Konstantin Sokolov, Beyaz Saray'da Donald Trump'ın şahsi himaye ve gözetimi altında yürütülen yeni balo salonu inşaatı projesinin 36 mali destekçisinden biridir. Bu projeye yaptığı mali yardımların miktarı belirsizliğini korusa da, ABD'deki siyasi bağış verileri Sokolov'un Trump'ın siyasi programlarını destekleyen MAGA Inc. oluşumuna 11 milyon dolar bağışta bulunduğunu göstermektedir.
Sokolov, Amerikan yatırım fonundaki yöneticilik görevine atanmadan önce Ermenistan'da belirgin bir ekonomik varlığa sahipti. Bu ülkedeki en bilinen varlığı, bir başka ortakla birlikte Kıbrıs'ta kayıtlı bir şirket aracılığıyla sahip olduğu telekom operatörü Viva Armenia (eski MTS Armenia) idi. 2024 yılında bu iş insanı, söz konusu operatörün hisselerinin yüzde 20'sini karşılıksız olarak Ermenistan hükümetine devretti ve böylece Ermenistan'ın telekomünikasyon sektörüyle bağlantılı kilit ekonomik aktörlerden biri olarak konumunu sağlamlaştırdı.
Maden Çıkarımının Ulaşım Koridorları ve Jeopolitik Girişimlerle Bağlantısı
Sokolov gibi bir figürün varlığı, bu işleme yeni jeoekonomik boyutlar katmaktadır. Teğut madeninin satın alınmasından kısa bir süre önce ABD Dışişleri Bakanlığı, kendisini "Trump Rotası" olarak adlandırılan girişim çerçevesinde oluşturulan yeni kurulmuş TRIPP+ Enterprise Fund'ın yöneticisi olarak atadı.
Mevcut bilgilere göre bu fon 201 milyon dolarlık başlangıç sermayesiyle kurulmuş olup gelecekte sermaye artırımı imkânı da bulunmaktadır. Bu fonun temel misyonu, bölgedeki altyapı, enerji, ulaşım ve stratejik mineraller projelerinin finansmanıdır. Dolayısıyla, Ermenistan'daki devasa bir maden varlığı ile ulaşım altyapısının geliştirilmesine odaklanan bir Amerikan yatırım mekanizması arasında kurumsal bir bağın şekillendiğinden söz etmek mümkündür.
Her ne kadar ABD'nin bu Ermenistan madeni üzerinde doğrudan devlet mülkiyetine sahip olduğu iddia edilemezse de, bu süreçlerin örtüşmesi —yani Teğut'un bir Amerikan kuruluşu tarafından satın alınması ve eş zamanlı olarak TRIPP planı aracılığıyla ABD varlığının güçlendirilmesi— bu işlemi, Güney Kafkasya'da yeni bir jeoekonomik mimarinin şekillenmesi gibi daha geniş bir perspektifte incelemeye imkân tanımaktadır.
Altıncı teknolojik yenilikler dalgasının yaşandığı çağda bakır, küresel ekonominin kilit kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Bakır, temiz enerjilere geçiş için temel metallerden biridir: Rüzgâr ve güneş enerjisi santralleri ile elektrikli araçlar, geleneksel enerji altyapılarına ve içten yanmalı araçlara kıyasla 4 ila 12 kat daha fazla bakıra ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle mesele yalnızca madene kimin sahip olduğu değil, bu madenin yeni küresel tedarik zincirlerine nasıl entegre edileceğidir. İşte bu yüzden bu proje, Avrupa-Kafkasya-Asya transit güzergâhındaki "Orta Koridor"da çeşitlilik yaratmaya odaklanan TRIPP girişimine doğal olarak oturmaktadır.
ABD'nin Ermenistan'ın Uranyum ve Kaya Petrolü Kaynaklarına Uzun Vadeli Bakışı
Bugün esas odak noktası kritik mineraller olsa da, uzun vadede ABD'nin dikkatinin Ermenistan'ın diğer stratejik kaynaklarına genişlemesi ihtimali göz ardı edilemez. Bu muhtemel alanlardan biri uranyum rezervlerine yönelik ilgidir.
Bugüne kadar Amerikan şirketlerinin Ermenistan'ın uranyum kaynaklarını geliştirmeye yönelik bir planlaması olduğuna dair teyit edilmiş herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, özellikle küresel düzeydeki "nükleer rönesans" koşullarında, bu kaynakların jeolojik temellerine ilişkin bazı verilerin varlığı önemini ikiye katlamaktadır.
Tanınmış Ermeni araştırmacı Prof. P. Aloyan'ın öne çıkan araştırmalarında, Ermenistan topraklarındaki başlıca uranyum rezerv bölgelerini gösteren bir harita sunulmuş olup bu harita ülkenin güneyinin (Sünik eyaleti) yüksek potansiyele sahip uranyum cevheri sahaları barındırdığını göstermektedir. Bu rezervlerin endüstriyel öneminin teyit edilmesi durumunda, bunların işletilmesi için ulaşım altyapısının sağlanması TRIPP girişimine iki kat aciliyet kazandırabilir.
Bu bağlamda kilit faktörlerden biri, ABD'nin nükleer enerji alanında Rusya ve Çin'in gerisine düşmeme çabasıdır; zira Moskova ve Pekin, hızlı nötron reaktörlerinden toryum tabanlı ileri sistemlere kadar devasa teknoloji projelerini hayata geçirmektedir.
Oysa ABD'nin nükleer sektörü hâlâ yapısal olarak yabancı tedarikçilere bağımlıdır ve Rusya, Amerikan piyasası için en büyük zenginleştirilmiş uranyum tedarikçilerinden biridir. Bu koşullar altında, Ermenistan'ın güneyindeki muhtemel sahalar da dâhil potansiyel uranyum kaynaklarına erişim, yalnızca bir enerji varlığı olarak değil, aynı zamanda jeostratejik bir varlık olarak da önem kazanmaktadır.
Kaya Petrolü; Enerji Stratejisinin Unutulmuş Ancak Önemli Faslı
Gelecekte ABD'nin yeniden dikkatini çekebilecek bir diğer alan ise Ermenistan'ın kaya petrolü (petrol ve gaz kayaçları) kaynaklarıdır. Bugün bu konu kamusal tartışmalarda nadiren gündeme gelse de, ABD'nin Ermenistan'ın yanıcı kaya petrolüne ilgisi uzun bir geçmişe dayanmaktadır. 1990'ların başında ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) uzmanları Ermenistan'ın kaya petrolü potansiyelini değerlendirmiş, Dilican ve Abovyan-Yeğvard sahalarını en elverişli bölgeler olarak belirlemiştir. Tahminlere göre, yalnızca Dilican sahasının rezervleri yaklaşık 150 ila 200 milyon ton kaya petrolü olup enerji üretiminde kullanım için nispeten uygun kalitededir.
Ermenistan'da kaya petrolü aramalarıyla ilgili projeler geçtiğimiz yıllarda sonuçlanmamış olsa da, bu tarihsel arka plan ABD'nin Ermenistan'ın doğal kaynak kapasitelerine yönelik ilgisinin yalnızca mevcut gündem ve kritik minerallerle sınırlı olmadığını göstermektedir.
ABD ile Ermenistan arasındaki mutabakat zaptı, yeni altyapı ve kaynak bağlantıları oluşturmaya yönelik daha geniş bir sürecin parçası olarak değerlendirilmelidir. Rekabet artık yalnızca tek tek madenler üzerinde değil; jeolojik bilgi, işleme teknolojileri, ulaşım güzergâhları ve mali araçları içeren ekosistemler üzerinde hâkimiyet kurma rekabetidir. Ermenistan'ın yeni jeoekonomik önemi tam da bu noktada yatmaktadır. Bu bağlamda ABD'nin Ermenistan'ın kaynaklarına yönelik ilgisi, kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesinde üstünlüğe sahip olan Çin ile girişilen büyük rekabet çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ayrıca ulaşım ve lojistik faktörü iki kat önem kazanmıştır. TRIPP gibi girişimler aracılığıyla takip edilen iletişim ağları üzerinde hâkimiyet kurulması, Washington'a, Ermenistan'ın kaynaklarına yönelik politikalarını, minerallerin istikrarlı ihracatını güvence altına alarak etkili ve verimli bir şekilde uygulayabilmesi için sağlam bir dayanak sağlamaktadır.