Tesnim Haber Ajansı- 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı operasyonu, bölgede direniş cephesi ile Amerikan-Siyonist akım arasında varoluşsal bir savaşın başlangıcıydı. Yeni milenyumun başından itibaren iki taraf arasında gizli olarak var olan bu savaş, Suriye kriziyle birlikte kısmen operasyon sahasına taşındı. Ancak iki tarafın gizli düşmanlığını ve örtülü çatışmasını tüm bölgede fiziksel ve operasyonel bir savaşa dönüştüren, Aksa Tufanı operasyonuydu. Şimdi bu tarihi operasyonun üçüncü yıl dönümünde, operasyonun başlangıcından bugüne tanık olduğumuz süreçleri gözden geçirmeyi amaçlıyoruz.
Bölgedeki durumun değişmesi ve çatışan tarafların gücünün değişmesi temelinde, son üç yılda tamamen ayrı altı süreç belirgin biçimde görülebilir. Bu süreçleri birbirinden ayıran ölçüt, birbirlerinden mahiyet farklılıkları ve iki taraf arasındaki çatışmada yarattıkları yön değişikliğidir. Aksi halde bu süreçlere, bu süreçlerin içinde tanımlanabilen ara süreçler eklenebilir veya başka ölçütlerle bunlar açıklanabilir.
A. Direnişin Filistin ve Lübnan'daki Üstünlüğünün Sürdürülmesi
Aksa Tufanı operasyonunun ardından ortaya çıkan ilk süreçte, direniş ekseni için tüm bölgede kayda değer bir üstünlük oluştu. Hamas Hareketi tarafından Aksa Tufanı operasyonunun icra edilmesinin ardından, Siyonist rejim derhal Gazze Şeridi'ne yönelik ağır hava saldırılarını başlattı. Siyonist rejimin kara operasyonu da bundan sonra üç haftadan kısa sürede başladı. Ancak karşı istikamette, direniş cephesinin diğer üyeleri de Hamas'a operasyonel destek sahasına girdiler. Lübnan Hizbullahı bir gün arayla, Yemen Ensarullah Hareketi üç haftadan kısa sürede ve Irak İslami Direnişi iki aydan kısa sürede Siyonist rejime yönelik saldırılarını başlattılar.
Bu koşullarda, Filistin direnişinin elinde 240'tan fazla esiri bulunan Siyonist rejim, sahada işlediği tüm cinayetlere rağmen kayda değer bir zafer elde edemedi. Bu dönemde iki taraf arasında sekiz günlük bir ateşkes dönemi tesis edildi; bu süreçte 110 Siyonist rejim esiri ile 330 Filistinli esir takas edildi. Ancak inisiyatif hâlâ direnişin elindeydi ve Siyonist rejim hiçbir ilerleme kaydedemiyordu. Bu süreç 2024 yazına, yani Aksa Tufanı operasyonunun başlamasından dokuz aydan kısa süre sonrasına kadar sürdü ve inisiyatif hâlâ direnişin elindeydi.
2024 baharında İran'ın Şam'daki konsolosluk binasına yapılan saldırı bile inisiyatifi direnişten alamadı ve İran tarafından Şam'daki konsolosluğa yapılan saldırı cinayetine karşılık olarak icra edilen Vaad es-Sadık 1 operasyonu, direnişin konumunu daha da sağlamlaştırdı; güçlü konumda bulunan taraf hâlâ bu direniş cephesiydi.
B. Siyonist Rejimin Cinayetler Zincirinin Başlaması
7 Ekim 2023 sonrası bölgesel gelişmelerde yön değişikliğinin ilki, 2024 yazında başladı; Siyonist rejimin Gazze Şeridi ve Güney Lübnan'daki genel katliam ve tahribatın yanı sıra alışılmadık ve çerçeve dışı cinayetlere giriştiği nokta. Siyonist rejimin bu yoldaki ilk eylemi, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Tahran'da suikastla öldürülmesiydi. Siyonist rejim bu eylemden önceki aylarda Hamas liderlerinden bir kısmını, bunlar arasında Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri'yi Lübnan'da suikastla öldürmüş olmasına rağmen, o suikast direnişin hareket seyrinde bir etki yaratmadı.
Ancak İsmail Heniyye'nin Tahran'da, İran'ın yeni Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan'ın görev teyit töreni sırasında ve İran Cumhurbaşkanı Hüccetülislam İbrahim Reisi'nin helikopterinin şüpheli düşüşünün ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile birlikte şehadetinin üzerinden birkaç ay geçmişken suikastla öldürülmesi, bir bakıma direniş liderlerinin şehadetiyle ortaya çıkan direnişin hareket seyrinde geçici bir duraklama yarattı.
Bu süreç, Siyonist rejimin ardından peycır operasyonunu icra etmesi, Hizbullah Radvan Tugayı komutanlarını suikastla öldürmesi, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ile halefi Şeyh Haşim Safiyüddin'i suikastla öldürmesiyle sürdü; buna Irak İslami Direniş gruplarının karargâhına saldırı ile Yemen Ensarullah'ına yönelik ortak saldırı da eklendi. Siyonist rejimin bu cinayetler zinciri, direniş liderlerinin ortadan kaldırılmasına yol açtı ve bu da pratikte direnişin hareket seyrinde bir tür duraklama yarattı.
C. Direnişin Gücünün Gerilemesi
Siyonist rejimin direniş liderlerine yönelik suikastlar zincirinin ardından, Türkiye ve Fars Körfezi kıyısındaki ülkelerin işbirliğiyle Suriye'de darbe benzeri bir girişim şekillendi. Bazı Suriyeli komutan ve siyasi yetkililerin aldatılmasıyla gerçekleştirilen bu darbe benzeri girişimin sonucunda, Suriye'de Beşar Esad yönetimi de çöktü. Beşar Esad'ın düşüşü, direniş liderleri ve komutanlarının suikastla öldürülmesinden kısa süre sonra, direniş coğrafyasının bir bölümünün kaybedilmesine yol açtı ve bunun sonucu bölgede direnişin erişim imkânlarının azalması oldu.
Eş zamanlı olarak Amerikalılar, Irak ve Lübnan'daki siyasi ortamda direniş karşıtı akımlardan yararlanarak iç siyaset alanında da direnişi baskı altına aldılar. Direniş üyesi ülkelere ve İran'a yönelik ekonomik yaptırımlar da bu bölümü tamamladı; öyle ki suikastlar zincirinin ardından direniş komutanlarının yokluğuyla eş zamanlı olarak direnişin zayıflamasına yol açtı. Zira saha hem liderler ve komutanlardan yoksun kalmıştı hem de henüz halefler yeni eylemlerde bulunmamıştı. Aynı zamanda iç ekonomik ve siyasi eylemler ile Irak, Lübnan ve Yemen'e eş zamanlı yapılan saldırılar, direnişten eylem fırsatını almıştı.
D. Direnişin Yeniden İnşası
Suriye'nin düşüşünün ardından, direniş cephesi üyelerinin yeniden inşası şaşırtıcı biçimde başladı. Irak İslami Direnişi, güçlerini birleştirerek Irak siyaset sahnesine girdi ve bir yıldan kısa sürede Irak parlamentosunda çoğunluk oylarını elde ederek, birçok kişinin direnişin Irak siyaset sahnesini kaybettiğini düşündüğü bir dönemde, Irak'ta iktidarı bir kez daha kazandı.
Lübnan'da Hizbullah, fiber optik insansız hava araçları alanında şekillendirdiği operasyonel girişimle sahayı yeniden ele geçirdi ve Siyonist rejimi Lübnan cephesinde en zayıf savunma durumuna soktu. Öyle ki Siyonist rejim yetkilileri halen Hizbullah'ın fiber optik İHA saldırılarının yeniden başlamasından dehşet duymaktadır.
Yemen'de Ensarullah, Siyonist rejime ve sahaya yönelik saldırılarını sürdürerek ilk adımda Amerikalıları Kızıldeniz'den çıkardı ve bir sonraki adımda Ensarullah'ın Siyonist rejim gemilerine yönelik saldırılarından doğan caydırıcılığı korudu. Bu eylemler bölgede direnişin güçlenmesine yol açtı.
Bu yeniden inşaya yardımcı olan noktalardan biri, Siyonist rejim ve Amerika'nın 12 Gün Savaşı'nda İran'a saldırısı ve İran'ın onlara sert karşılığıydı. Bu dönemde İran'ın Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejime verdiği karşılık, onların 12 günden kısa sürede ateşkes talep etmesine yol açtı ve bu talep, pratikte direniş ekseni için büyük bir zafer olarak direnişin yeniden inşası sürecini pekiştirdi.
E. Siyonist Rejimin Çıkmazı ve Çöküşe Doğru Hareket
2025 yılı boyunca direnişin yeniden inşasının ardından, geçmiş süreçlerde direnişi durduramayan Siyonist rejim ve Amerika Birleşik Devletleri İran'a saldırı yönünde hareket ettiler. Bu eylem, bir bakıma, rakibi yenme konusundaki çaresizlik koşullarında ana güç kaynağını bir defada kurutmak için gerçekleştirilen intihar operasyonuna benzemektedir.
Şimdi Siyonist rejim ve Amerika Birleşik Devletleri, İran'a saldırarak direnişin beslenme kaynağını kurutma yönünde bu eyleme yönelmişlerdir. Ancak mevcut koşullar, onların yalnızca bu işte başarılı olamadıklarını değil, aynı zamanda İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına alarak tüm Batı-Amerikan-Siyonist akımı meydan okuduğunu göstermektedir.
Bugün Lübnan'da Siyonist rejim, ateşkesi bozarak sarı bölgelerden geçecek cesareti kendinde bulamamakta ve çaresizlikten Lübnan'daki sarı bölgede mevcut olan her şeyi yok etmektedir. Bugün Amerikalılar Irak'tan çıkarılmıştır ve Hamas, başlıca komutanlarından hiçbirine sahip olmamasına rağmen Siyonistlerin ifadesine göre Gazze Şeridi'nin yarısından fazlasına hâkimdir. Bugün Yemen Ensarullahı, Yemen'e uygulanan ablukaya karşılık olarak Suudi Arabistan'ı hedef almakta ve hiç kimse Amerika'nın müttefiki bu ülkeye yardım etme gücünü kendinde bulamamaktadır; tüm bunlar, Aksa Tufanı süreçlerinin devamında, üç yıl geçtikten sonra inisiyatifi yeniden ele geçirenin bu direniş olduğunu göstermektedir.