1. İran
  2. Türkiye
  3. Batı Asya
  4. Dünya
  5. Röportaj
  6. Analiz/Makale
  7. Bilim/Uzay
  8. Spor
  9. Yaşam/Kültür
  10. Fotoğraf
  11. Karikatür
  12. Video
    • فارسی
    • english
    • عربی
    • עברית
    • Pусский
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter
  • İran
  • Türkiye
  • Batı Asya
  • Dünya
  • Röportaj
  • Analiz/Makale
  • Bilim/Uzay
  • Spor
  • Yaşam/Kültür
  • Fotoğraf
  • Karikatür
  • Video

İnternet Kablolarının Kesilmesi: Katar İçin Ölümcül Kâbus, İran İçin Denetlenebilir Şok

  • 21 Ekim, 2026 - 18:46
  • Batı Asya haber
İnternet Kablolarının Kesilmesi: Katar İçin Ölümcül Kâbus, İran İçin Denetlenebilir Şok

Katar’ın kabloların kesilmesinden ortak zarar doğduğu iddiası, Doha açısından zararın ölümcül, İran açısından ise önemsiz olduğu bir tabloyla yan yana durmaktadır.

Batı Asya

Tesnim Haber Ajansı- İran, ülkemizin altyapılarına saldırı düzenlenmesi hâlinde Hürmüz Boğazı’ndaki internet kablolarının ve internetin kesilmesinin ülkemizin kesin hedeflerinden biri olacağını açık biçimde ilan etmiştir.

Ancak dün Doha’dan, Fars Körfezi’ndeki fiber optik ağlara ve denizaltı kablolarına yönelik her türlü zararın İran dahil bütün ülkeleri de etkileyeceği yönünde iddialar ortaya atıldı!

Bu iddianın merkezî çekirdeği, Fars Körfezi bölgesinin birbirine bağlı bir dijital ekosistem olduğu ve onun darboğazlarına indirilecek darbenin bölgedeki tüm aktörler için simetrik sonuçlar doğuracağı varsayımına dayanmaktadır.

Her ne kadar bu iddia soyut ve genel bir düzlemde gerçeklik izleri taşısa da - yani deniz şahdamarlarındaki kesintiler bölgenin tüm veri trafiğini etkilemektedir-  temel bir analitik hatadan mustariptir: karşılıklı bağımlılığın derecesi, yapısı ve mimarisinde simetri varsayımı.

Sanayi verileri, yönlendirme ağlarının topolojisi (BGP) ve ekonomi-politik analizler, Katar ile Körfez İşbirliği Konseyi’nin diğer ülkelerinin pratikte deniz güzergâhlarına mutlak ve yapısal bir bağımlılık taşıdığını, buna karşılık İran’ın internet mimarisinin kıtasal ve kara üzerinden işleyen dağıtılmış bir ağ temeline oturduğunu göstermektedir.

Hürmüz Boğazı’nda bir kriz patlak vermesi hâlinde Katar benzeri ülkeler için zarar bir altyapı çöküşü ve varoluşsal tehdit biçiminde ortaya çıkacak; İran açısından ise yönetilebilir ve soğurulabilir düzeyde bir ağ kesintisi olarak kalacaktır.

Birinci Bölüm: Küresel İnternetin Mimarisi ve Dijital Darboğazların Oluşumu

Bölge ülkelerinin kırılganlığının derinliğini kavramak için öncelikle küresel veri akışının mekanizmasının bilinmesi gerekir. İnterneti kablosuz ya da uydu tabanlı bir ağ sanan yaygın kanının aksine, dijital iletişimin, ekonominin ve küresel internetin omurgası denizaltı kabloları zemininde yer almaktadır.

1.1. Dijital Ekonominin Gizli Şahdamarları

Uluslararası internet ve veri trafiğinin tamamının yüzde 95 ilâ 99’undan fazlası, dünya genelinde yaklaşık 500 denizaltı kablosu sisteminden oluşan fiziksel bir ağ üzerinden taşınmaktadır.

Okyanus derinliklerinde yaklaşık 17 ilâ 21 milimetre kalınlığında olan (kıyıya yakın sığ sularda çelik koruma katmanları eklenerek 40 ilâ 50 milimetreye ulaşan) bu fiber optik kablolar, günlük 10 trilyon doları aşan finansal işlemi işleyip aktarmaktadır. Denizaltı kabloları, hayrete düşüren bant genişliği aktarım kapasitesi ve çok düşük gecikme (latency) nedeniyle diğer iletişim teknolojileriyle ikame edilebilir değildir.

1.2. Fars Körfezi ve Kızıldeniz: Yoğunlaşmış Kırılganlığın Coğrafyası

Batı Asya, özellikle Kızıldeniz güzergâhı, Babülmandeb Boğazı, Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı, dünyanın en yoğun dijital darboğazlarından (chokepoints) biri olarak bilinmektedir. Klasik boğazlar petrol ve askerî filo güzergâhını sınırlarken, dijital darboğazlar bilgi akışının güzergâhını denetim altında tutmaktadır.

Hâlihazırda SEA-ME-WE (4, 5 ve 6 sürümleri), AAE-1, FALCON, GBI ve TGN-Gulf dahil 17 ilâ 20 ana denizaltı kablo sistemi bu su güzergâhlarından geçmekte ve Asya, Orta Doğu ile Avrupa arasındaki veri akışını güvence altına almaktadır.

Çok terabitlik bu kabloların sığ ve gerginliklerle dolu tek bir su koridorunda yoğunlaşması, küresel internetin omurgası için devasa bir “tek arıza noktası” (Single Point of Failure) yaratmıştır. Bu coğrafi yığılma, tek bir fiziksel olayın (ister kazara ister sabotaj kaynaklı olsun) kıtalar arası iletişimin muazzam bir kapasitesini eşzamanlı olarak kesebileceği anlamına gelmektedir.

İkinci Bölüm: Dijital Bağımlılıktaki Asimetrinin Anatomisi

Doha’nın ortak kırılganlık iddiası, iki ülkenin ağ yapısının farklı olduğu gerçeğini ve aynı zamanda İran’a karşı saldırganlığa katılan Fars Körfezi kıyısındaki ülkelerin durumunu görmezden gelmektedir. Temel fark, risk dağıtım modeli ile veri giriş ve çıkış kapılarının mimarisindedir.

2.1. Dijital Ada: Katar’ın Deniz Güzergâhlarına Mutlak Bağımlılığı

Belgelenmiş veriler, Katar ile diğer Arap komşularının ekonomilerini pratikte deniz şahdamarları zemini üzerine kurduğunu göstermektedir. Katar, uluslararası internet bağlantısının yüzde 95 ilâ 99’unu Fars Körfezi ve Kızıldeniz’deki denizaltı kabloları üzerinden sağlamaktadır. Bu mutlak bağımlılık, Katar’ın ağ mimarisinde ulusal ölçekte yapısal bir çeşitlendirmeden yoksun olduğu anlamına gelmektedir.

Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri son yıllarda Google, Microsoft ve Amazon gibi teknoloji devlerinin katılımıyla yapay zekâ (AI), bulut bilişim ve hiper ölçekli veri merkezleri (Hyperscale Data Centers) altyapılarına on milyarlarca dolar yatırım yapmıştır.

Bu veri merkezleri faaliyetleri için 50 milisaniyenin altında gecikme (ping) ve çok terabitlik kapasiteler gerektirmekte olup bu kapasiteler münhasıran denizaltı kablolarıyla sağlanmaktadır. Hürmüz Boğazı’ndaki bu kabloların kesilmesi yalnızca Katar’ın kamuya açık internetini kesmekle kalmayacak, aynı zamanda bütün bu stratejik projeleri ve ekonomik çeşitlendirmeyi varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bırakacaktır.

2.2. Kıtasal Ağ: İran’ın Jeopolitik Dayanıklılığı ve Dağıtılmış Mimarisi

Veri değişiminde Katar’ın ada konumunun aksine, İran’ın geniş coğrafyası ve kuzey, batı ve doğudaki komşu ülkelerle çok sayıda sınırı, internet mimarisi için eşsiz bir jeopolitik avantaj sağlamıştır. Ayrıntılı incelemeler, İran’ın uluslararası internet trafiğinin yalnızca yaklaşık yüzde 30’unun Fars Körfezi ve Umman Denizi’ndeki denizaltı kabloları üzerinden sağlandığını göstermektedir.

İran’ın iletişim kapılarının büyük bölümü (yaklaşık yüzde 70’i), Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan gibi kuzey ve batı komşuları üzerinden Avrupa ağlarına bağlanan kara fiber optik ağlarına dayanmaktadır. Bu kuzey sınırlarına bağımlılığın somut bir örneği Eylül 2026’da görülmüştür; İran Altyapı İletişim Şirketi (TIC), Tebriz ve Babol gibi şehirlerde internetin yavaşlamasının nedenini Ermenistan topraklarındaki fiber optik kabloların kesilmesi olarak açıklamıştır.

Yönlendirme topolojisi açısından, İran internet ağındaki otonom sistemler (Autonomous Systems - AS) büyük ölçüde dağıtılmıştır. İran’ın BGP ağacı mimarisi, 79 ayrı dış bağlantı ve 643 iç sistemle güçlü bir sınır denetimine işaret etmekte olup güzergâhlardan birinde kesinti yaşanması hâlinde trafik yükünü akıllı biçimde yönetmektedir.

Dolayısıyla Fars Körfezi şahdamarlarının tıkanması İran için tam bir kesinti anlamına gelmemekte; kalite düşüşü, gecikme artışı ve bant genişliğinin kuzey güzergâhları üzerinden yönetilmesi ihtiyacını doğurmaktadır.

Üçüncü Bölüm: Kapasitelerin ve Alternatif Güzergâhların Doğrulanması

Teknik belgelerin ayrıntılı incelenmesi, Katar ve İran’ın alternatif güzergâhlarına ilişkin analitik hataları ortaya koymaktadır.

3.1. İran ve Umman’ın Bağlantı Kapasitesi

Bazı analizler, İran Altyapı İletişim Şirketi, Umman operatörü (Omantel) ve Pişgaman şirketi arasında Şubat 2025’te imzalanan mutabakata dayanarak İran’ın güneye doğru terabitlik devasa bir yedek güzergâh oluşturduğunu iddia etmektedir.

Resmî belgeler, bu mutabakatın amacının mevcut altyapıların İran ile Umman arasındaki veri transit kapasitesini 4,5 gigabit saniyeye (Gbps) çıkarmak üzere optimize edilmesi olduğunu göstermektedir.

Bu sözleşme için “terabit” biriminin kullanılması muhtemelen istatistiksel bir hatadır. 4,5 gigabit saniye (0,0045 terabit saniyeye denk) kapasite, küresel veri merkezlerine erişimde daha fazla istikrar ve veri transit güzergâhlarının çeşitlendirilmesi (İran Koridoru projesi) amacıyla yalnızca yardımcı bir bağlantı (link) olarak kullanılan mikro düzeyde bir transit bağlantı sayılmakta ve hiçbir biçimde ulusal omurga işlevi görmemektedir.

Bununla birlikte İran’ın kara güzergâhlarındaki gerçek gücü EPEG (Avrupa-Pars Ekspres Geçidi) kablo sisteminde saklıdır. Yaklaşık 10.000 kilometre uzunluğundaki bu kara fiber optik ağı Almanya’nın Frankfurt kentinden başlamakta; Doğu Avrupa, Rusya, Azerbaycan ve İran’dan geçerek nihayetinde Umman’ın Maskat kentine ulaşmaktadır.

EPEG sistemi 540 gigabit saniye başlangıç kapasitesiyle devreye alınmış olup nihai tasarım kapasitesi 3,2 terabit saniyedir. Bu devasa güzergâh, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndan tamamen bağımsız bir koridor olup İran ve ortakları için kayda değer bir bant genişliği güvencesi sunmaktadır.

3.2. Katar’ın Alternatif Güzergâhlarının Yapısal Sınırları

Katar, kırılganlığının bilinciyle kara güzergâhları oluşturmaya yönelik adımlar atmıştır; ancak bu projelerin niteliği ve kapasitesi bir dijital ekonominin ihtiyaçlarıyla bağdaşmamaktadır.

MEETS projesi: Bu proje (Middle East Europe Terrestrial System), elektrik iletim hatlarının koruma telleri (OPGW) üzerine inşa edilmiş 1.400 kilometre uzunluğunda bir kara kablosu ağıdır.

Birkaç terabit aralığında tasarım kapasitesine sahip bu ağ, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE ve Katar’ı birbirine bağlamaktadır. Bununla birlikte projede temel bir sınırlama bulunmaktadır: MEETS bölge içi bir dağıtım ağıdır.

Katar’ın veri trafiğinin Avrupa veya Amerika sunucularına ulaşması için MEETS üzerinden nihayetinde kıyıdaki iniş istasyonlarından (Landing Stations) birine bağlanması ve yeniden denizaltı kabloları ağına girmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu ağ, bölgenin okyanusa duyduğu ihtiyacı ortadan kaldırmamaktadır.

Ooredoo’nun kara güzergâhı projesi ve Medeniyetler Yolu: Yaygın analitik hatalardan bir diğeri, Irak projesinin hâlâ geliştirme aşamasında olduğu varsayımıdır. Gerçekte Irak, Temmuz 2026’da “Medeniyetler Yolu” (Civilizations Road) adı verilen 2.000 kilometrelik fiber optik omurga ağını Fav Limanı’ndan Türkiye sınırındaki Rabia sınır kapısına kadar faaliyete geçirmiştir.

Katar’ın Ooredoo şirketi, uzun dönem kapasite kiralama modeline (IRU) dayalı bir sözleşmeyle internet trafiğinin Avrupa’ya transitini bu güzergâh üzerinden başlatmıştır. Bu güzergâh, gecikmeyi azaltmak ve Kızıldeniz’i dolanmak amacıyla tasarlanmıştır.

Ayrıca Ooredoo, nominal kapasitesi 720 terabit saniye olan FIG (Fibre in Gulf) denizaltı kablo sisteminin geliştirilmesine katılmaktadır. Bununla birlikte ulusal trafiğin önemli bir bölümünün son derece istikrarsız Irak coğrafyası ve Türkiye’nin dağlık bölgeleri üzerinden aktarılması farklı jeopolitik ve güvenlik risklerini beraberinde getirmekte; bir kriz patlak vermesi ve deniz güzergâhlarının trafiğinin aniden bu tek kara güzergâhına akın etmesi hâlinde BGP yönlendirme algoritmaları tıkanma (congestion) ve dönemsel çöküş yaşayacaktır.

Dördüncü Bölüm: Uydu Desteği Serabı ve Ölçeklerin Karşılaştırılması

Katar benzeri ülkelerin denizaltı kablolarının kesilmesine karşı dayanıklılığına ilişkin medya propagandasının kayda değer bir bölümü, Starlink gibi alçak yörünge (LEO) internet teknolojilerine odaklanmaktadır. Starlink 2025 yılının ortasından itibaren Katar’da ticari olarak faaliyete geçmiştir; ancak teknik değerlendirme, onun ulusal bant genişliğinin alternatifi olarak sunulmasının tam bir yanılsama olduğunu göstermektedir.

4.1. Megabit ile Terabit Arasındaki Astronomik Uçurum

Denizaltı fiber optik ile uydu bağlantıları arasındaki veri aktarım kapasitesi ve ölçeği kıyaslanabilir değildir. Ağ incelemelerine göre Starlink’in kapsama alanındaki ticari ve konut planları 45 ilâ 270 megabit saniye arasında indirme, 10 ilâ 25 megabit saniye arasında yükleme hızı sunmaktadır. Yeni nesil uydularda teknolojinin ilerlemesiyle bile tek bir kullanıcının nihai kapasitesi 500 megabit aralığında kalmaktadır.

Buna karşılık denizaltı kabloları hiper geniş bant iletişim teknolojilerinden yararlanmaktadır. Örneğin Fars Körfezi’nden geçen AAE-1 kablo sistemi, 100 gigabitlik iletim teknolojisiyle en az 40 terabit saniye tasarım kapasitesine sahiptir.

Ayrıca 2Africa gibi daha modern kablolar, yalnızca fiber optik çiftlerinin her biri için (toplam 16 çiftin) 21 terabit saniyeye denk kapasiteye sahiptir. Orta Doğu’yu Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlanan WorldLink benzeri projeler 900 terabit saniyelik hayrete düşüren bir kapasiteyi hedeflemektedir.

Bu ölçek uçurumunu kavramak için 40 terabit saniyenin 40.000.000 megabit saniyeye denk geldiğine dikkat etmek yeterlidir. Yani tek bir denizaltı kablosu teli, eşzamanlı olarak yüz binlerce aktif Starlink terminaline denk kapasite sağlamaktadır.

4.2. Dijital Ekonomi ve Yapay Zekânın Gereksinimleri

Bir ev kullanıcısı ya da bir sağlık kliniği için 100 megabitlik Starlink bağlantısı kriz koşullarında tamamen işlevseldir. Ancak Katar ekonomisi, borsaları, 5G ağları ve özellikle dağıtılmış bulut işlemleri yürüten devasa yapay zekâ veri merkezleri, mutlak istikrarla birlikte çok terabitlik kapasitelere ihtiyaç duymaktadır.

Katar CRA’sı dahil düzenleyici kurumların kendileri de uyduların uzmanlaşmış bir yedekleme rolü üstlendiğini ve ulusal ölçekte geleneksel geniş bant altyapılarının doğrudan alternatifi olarak işlev görmediğini bilmektedir. Kabloların kesilmesi senaryosunda Starlink yalnızca kritik devlet ve askerî iletişimi sürdürebilecek, ancak ülkenin dijital ekonomisi felç olacaktır.

Beşinci Bölüm: Lojistik Kriz, Onarımın Ekonomi Politiği ve Gri Bölge Taktikleri

Denizaltı kablolarının kırılganlığı yalnızca kesildikleri anla sınırlı değildir; asıl felaket “kurtarma ve onarım” sürecinde saklıdır. Deniz derinliğinde herhangi bir fiziksel kesinti yaşanması hâlinde lojistik sınırlamalar, gerginlik bölgelerinde çözümsüz bir soruna dönüşmektedir.

5.1. Sınırlı Filo ve Savaş Koşullarında Onarım Zorlukları

Deniz kablolarının onarım süreci özel kablo döşeme ve onarım gemilerinin kullanımını gerektirmektedir. Dünya genelinde bu amaçla yalnızca yaklaşık 63 uzmanlaşmış gemi bulunmakta olup bunlardan Orta Doğu ve Fars Körfezi’nde konuşlandırılmış olanların sayısı 2 ilâ 4’ten azdır. Bu gemilerin operasyon yürütebilmeleri için kesinti noktasında tamamen sabit biçimde demirlemeleri gerekmekte, bu da onları bir savaş bölgesinde savunmasız hedeflere dönüştürmektedir.

Barış koşullarında karasularına giriş izninin alınması, geminin gönderilmesi, kesinti noktasının bulunması, kablonun kurtarılması ve yeniden gömülmesi süreci en az 40 gün sürmekte ve 1 ilâ 3 milyon doları aşan bir maliyet doğurmaktadır.

Ancak askerî çatışma senaryosunda bu denklemler değişmektedir. Bu lojistik krizin çarpıcı bir örneği, 2024 yılının ilk aylarında ve 2025’in başında Kızıldeniz’de üç ana kablonun kesilmesi olmuştur. Bir ticari geminin füze saldırısı ve çapasının serbest kalması sonucu kabloların kesilmesinin ardından E-marine şirketi onarım sorumluluğunu üstlenmiştir.

Ancak Husilerden gelen güvenlik tehditleri ve daha da önemlisi yüksek riskli bölgelerde konuşlu gemilere yönelik deniz sigortası kapsamının askıya alınması nedeniyle onarım süreci aylarca ertelenmiştir. Yüzde 99 bağımlılık taşıyan Katar benzeri bir ülke için aylar süren bir kesinti dönemi finansal altyapıların tamamen çöküşü anlamına gelirken, İran yüzde 70’lik kara ağındaki trafiği yöneterek bu krizi soğurmaktadır.

5.2. Yeni Saldırgan Strateji: Darboğazların Ekonomi Politiği ve Geçiş Ücreti Tahsili

Yapısal dayanıklılık incelemesinin yanı sıra İran’ın denizaltı kablolarına yönelik saldırgan yaklaşımı ve yeni doktrini de gözden kaçırılmamalıdır. İran, bu şahdamarların önemini ve kırılganlığını kavrayarak Hürmüz Boğazı coğrafyasını salt bir geçiş noktası olmaktan çıkarıp bir "ekonomik ve güvenlik baskı kaldıracı"na dönüştürmektedir.

Savaş sonrasında Hürmüz Boğazı’ndan geçen denizaltı kabloları için egemenlik uygulanması ve Batılı büyük teknoloji şirketlerinden (Meta, Google, Amazon ve Microsoft gibi) geçiş hakkı (ücret) alınması büyük ilgi görmüştür.

Bu planda yatan hukuki gerekçe, Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) dayanmaktadır. Hürmüz Boğazı’nın en dar noktasındaki genişliğinin yalnızca yaklaşık 21 deniz mili (38,8 kilometre) olması nedeniyle İran ve Umman’ın 12 millik karasuları birbiriyle tamamen örtüşmektedir. Bu boğazdaki deniz yatağının hiçbir bölümü uluslararası açık sular kapsamına girmemekte ve tamamen karasal egemenlik altında bulunmaktadır.

İran, dijital darboğaz üzerindeki hâkimiyetin gelir getirici olabileceğini ve teknoloji devlerine kendi kurallarını dayatmak için bir baskı kaldıracı işlevi görebileceğini göstermeyi amaçlamaktadır.

Diğer yandan bu bölgede kablo onarımlarının İranlı şirketler tarafından tekeline alınması planıyla Tahran, “onarım takvimi” ve "deniz yatağına erişim"i “gri bölge” (Grey-zone Tactics) taktiklerinde güçlü bir silah olarak kullanmaya çalışmaktadır.

İletişim altyapılarının, ağ yönlendirme topolojisinin ve jeopolitik bileşenlerin kapsamlı ve çok yönlü değerlendirmesi, “Fars Körfezi’nde Katar ile İran’ın kırılganlığı eşittir” önermesinin son derece karmaşık bir gerçekliğin aşırı ve yanıltıcı bir basitleştirmesi olduğunu göstermektedir.

İran İslam Cumhuriyeti, kuzey ve batı sınırlarında (EPEG kablo sistemi dahil) geniş ve faal kara ağlarına sahip olması nedeniyle uluslararası internet trafiğinin önemli bölümünü Fars Körfezi’nin yüksek riskli bölgesi dışında sağlamaktadır.

İran’ın BGP yapısı, deniz kaynaklı şoklar karşısında esneklik ve trafiği yeniden yönlendirme (rerouting) kabiliyetine sahip kıtasal ve dağıtılmış bir ağa işaret etmektedir. Buna karşılık Katar ve diğer Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, içeride yaptıkları devasa yatırımlara rağmen küresel bağlantı ölçeğinde “dijital adalar” konumundadır ve yapay zekâ ekonomileri ile veri merkezlerinin hayatı, denizin gergin yatağındaki ince cam tellere bağlanmış durumdadır.

Starlink benzeri uydu internetine dayanmak, acil durum düzeyinde kriz yönetimi için yararlı olsa da onun birkaç yüz megabitlik kapasitesi ulusal veri merkezlerinin terabitlik ihtiyacı karşısında bir altyapı çözümünden çok teknolojik bir şakaya benzemektedir.

Katar’ın alternatif kara güzergâhları (Irak ve Türkiye üzerinden transit gibi) da 2026’da faaliyete geçmiş olsa da jeopolitik açıdan zorlu bölgelerden geçmesi ve yüksek trafik tıkanması potansiyeli nedeniyle çoklu deniz ağlarının kesilmesini soğurup telafi edebilecek durumda değildir.

Tahran, Fars Körfezi’nin güney yakasındaki bu kırılganlığın boyutlarının tamamen farkında olduğunu göstermiştir. Hürmüz Boğazı kablolarından ücret alınması ve gerginlik bölgesinde onarımların lojistik ve sigorta zorluklarından yararlanılması gibi konuların gündeme getirilmesi, asimetrik mücadelelerde yeni bir cephenin açıldığını ortaya koymaktadır. Bu mücadelede coğrafya yalnızca filoların hareketine engel değildir; aynı zamanda veri akışının şahdamarlarını da rehin almaktadır.

Fars Körfezi’ndeki denizaltı kablolarının kesilmesi hiç kuşkusuz İran’da kalite düşüşüne, gecikme artışına ve bant genişliği kapasitesinde azalmaya yol açacaktır; ancak İran’a karşı savaşa katılan ve Fars Körfezi kıyısında yer alan ülkeler için bu senaryo, finansal şahdamarların tamamen susması, dijital tecrit ve büyük yapay zekâ projelerinin durması anlamına gelmektedir. Bu ikisi arasındaki fark, dağıtılmış bir sistemdeki kesintinin yönetimi ile merkezî bir sistemin tam çöküşü arasındaki farktır.

 
R1729/P
tasnim
tasnim
tasnim
  • Hakkında
  • İletişim
  • En Çok Okunan
  • Arşiv
bizi takip et:
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter

All Content by Tasnim News Agency is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.