Tesnim haber ajansının siyasi haberler grubunun bildirdiğine göre, Devrim Muhafızları Ordusu'nun Kutsal Savunma dönemindeki komutanı Tümgeneral Muhsin Rızai, özel haber programında yaptığı açıklamada, öncelikle Amerikalıların müzakerelerde somut bir adım atması gerektiğini belirterek şu uyarıda bulundu: "Biz müzakerede ciddiyiz, savaşta ve İran'ın savunulmasında ise daha ciddiyiz."
Trump'ın Çin ziyaretinin ABD'nin en kötü koşullarında gerçekleştiğini ifade eden Rızai, Trump'ın Çin'e üstün bir konumdayken gitmeye çalıştığını ancak İran'la savaştaki durumunun, kendisini zayıf bir pozisyonda Çin'e gitmek zorunda bıraktığını söyledi. ABD Başkanı'nın, Çin'in de İran'ın atom bombasına sahip olmaması konusunda hemfikir olduğunu iddia ettiğini, oysa İran'ın zaten atom bombasına sahip olmama konusunda ısrarcı olduğunu, hiçbir zaman atom bombası peşinde koşmadığını, ayrıca Liderlik makamının fetvasının da bu konuyu vurguladığını ve uluslararası kuruluşların da bunu teyit ettiğini dile getirdi.
Rızai şöyle devam etti: "Trump, Çin Devlet Başkanı'nın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda ısrarcı olduğunu iddia ediyor; oysa biz de boğazın ticarete açık olduğunu, ancak askeri yığınak ve savaşa kapalı olduğunu söylüyoruz. Çin Devlet Başkanı'nın kastı da kesinlikle budur. ABD'nin bölgeye askeri yığınak yapmaktaki amacı Çin'le mücadele etmek değilse nedir? Peki biz neden bu karşı karşıya gelişin bedelini ödeyelim?"
Devletin Üç Erki Arasındaki Ekonomik Koordinasyon Yüksek Konseyi Sekreteri Rızai, sözde iki kazanım karşılığında ABD'nin Çin'e, gümrük tarifelerinin kaldırılması, İran petrolünün Çin tarafından alımının kabul edilmesi ve Çin'in Tayvan konusundaki uyarısı karşısında sessiz kalınması gibi büyük tavizler verdiğini belirterek şunları söyledi: "Dolayısıyla teknik ve taktik açıdan bu, ABD için bir yenilgi olmuştur."
Rızai, stratejik alanda da bugün ABD'nin Çin'e muhtaç olduğunun ve alt tarafta kalan el konumunda bulunduğunun netleştiğini, öte yandan Trump'ın bizzat, Çin Devlet Başkanı'nın kendisine ABD'nin gerileme halinde olduğunu söylediğini itiraf ettiğini aktardı. Bu noktada, Çin Devlet Başkanı'nı böyle bir söz söylemeye iten şeyin ne olduğu sorusunun akla geldiğini ve bunun, ABD'nin İran karşısındaki yenilgisi ile onurlu İran halkının büyük direnişinden başka bir şey olmadığını vurgulayan Rızai, büyük İran halkının ve gençlerin, Büyük İran'ın küresel denklemlerdeki bu etkisinin gelecekte ülkemiz için olumlu sonuçlar doğuracağını bilmeleri gerektiğini ifade etti.
ABD'nin bugünkü durumunun, akıllara İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki hali ve gerileyişinin başlangıcını getirdiğine dikkat çeken Rızai, Trump'ın, Çin Devlet Başkanı'nın İran'dan petrol alımı konusunda ısrarcı olduğuna dair sözlerinin ABD'nin zayıf konumuna işaret ettiğini ve İran ile Çin arasında tanımlanmış stratejik ilişkiyi ortaya koyduğunu, Trump'ın Çin ziyareti sırasında İran'ın pozisyonunun zayıfladığı yönündeki bazı söylemlerin ise aksini ispatladığını belirtti.
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi Rızai, Sayın Arakçi'nin Çin'e müzakerelere katılım teklifinde bulunduğunu, İran'ın dostluk pozisyonundan hareketle Çin ve Rusya'yı müzakerelere davet etmesinde bir sakınca olmadığını ve bu talebin dostluk kaynaklı olduğunu; buna karşın ABD'nin Çin'den talebinin ise ihtiyaçtan ve tıkanmışlık koşullarından kaynaklandığını söyledi.
ABD'nin İran'a yönelik aptalca ve suç teşkil eden saldırısının, ABD'den Avrupa'ya ve Doğu Asya'ya kadar tüm dünyayı etkilediğini açıklayan Tümgeneral Rızai, ABD'nin İran'a saldırıdaki büyük hatasının küresel ekonomi üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ve deniz ablukası devam ettikçe küresel olumsuz etkilerin daha da artacağını söyledi.
Ablukanın askeri meselelerde savaş ilanı sayıldığını, ayrıca ateşkesin tek taraflı olduğunu ve düşman tarafından yapıldığını, bununla birlikte iki kez Hürmüz Boğazı'ndan askeri geçiş girişimiyle bu ateşkesin de ihlal edildiğini belirten Rızai, dolayısıyla İran'ın bu ablukayla mücadeleyi hakkı olarak gördüğünü ve İran'ın sabrının kabul anlamına gelmediğini söyleyerek ABD ordusuna, Umman Denizi gemilerinin mezarlığı haline gelmeden önce kendiliklerinden geri çekilmeleri tavsiyesinde bulundu. Ticari gemilerin ve petrol tankerlerinin yolunu kapatmak isterlerse, petrol piyasasında gerilimin artmasının yanı sıra, Çin gibi petrol alıcılarının da bu duruma katlanamayacağını, dolayısıyla bu ablukanın dünya ülkelerinin zararına olduğunu ve başarısızlığa mahkûm bulunduğunu ifade etti.
Devrim Muhafızları Ordusu eski komutanı, Birleşik Arap Emirlikleri'nin tutumuna ilişkin uyarıda bulunarak şöyle dedi: "BAE, Siyonist rejimin yanında yer almakla çok büyük bir hata yapmıştır. Bu, İsrail'in Batı Asya haritasını değiştirme plan ve düşüncesine rıza göstermek anlamına gelmektedir. Örneğin, Suudi Arabistan'da pek çok kişi Abu Dabi'nin Suudi Arabistan'a katılması gerektiğini düşünüyor. Sayın Bin Zayed, Batı Asya haritasındaki bu değişikliğe razı mıdır?"
Tümgeneral Muhsin Rızai, İran'ın BAE konusunda dostluk yolunu kapatmadığını ancak İran'ın sabrının bir sınırı olduğunu bilmeleri gerektiğini, BAE ile İsrail arasında ilişkiler ve gidiş gelişler olduğunu bildiklerini belirtti. BAE'nin, gasıp Siyonist rejimin komplo ve desiselerine yakalanmaması gerektiğini, zira Netanyahu'nun amacının, İran'la savaşta bölgede yalnız olmadığını Trump'a kanıtlamak için BAE'yi savaşa çekmek olduğunu söyledi.
Devletin Üç Erki Arasındaki Ekonomik Koordinasyon Yüksek Konseyi Sekreteri Rızai, ülkenin ekonomik durumu ve mevcut enflasyona ilişkin olarak, enflasyonun pahalılık ve fırsatçılık olmak üzere iki faktörden kaynaklandığını belirterek şöyle açıkladı: "Pahalılık savaşın sonuçlarından kaynaklanmaktadır ve enflasyonun yüzde 20 ila 25'i bu faktöre bağlıdır. Ancak enflasyonun geri kalanı fırsatçılıktan kaynaklanmakta olup, fırsatçılığın kendisi de iki kısımdan oluşmaktadır: Bir kısmı savaşın yol açtığı panik ve korkudan kaynaklanmaktadır ve bu durum, hükümetin ve ilgili bakanlıkların işletmelere yönelik şeffaflaştırma çalışmalarıyla kontrol altına alınabilir; diğer kısmı ise rant ve yolsuzluk peşinde koşan ellerin varlığıdır ve bu faktörün bir bölümü de düşmanın işidir."
Rızai devamında, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı'nın bu konuda iyi çalışmalar başlattığını, herkesin bu alanda yardımcı olması gerektiğini, savunma ve direnişte ne kadar çok ilerleme kaydedilirse durumun o kadar iyileşeceğini ve inşallah hükümetin yeniden inşa sürecini hızla başlatacağını, mal arzı durumunun da normale döneceğini söyledi.
Devletin Üç Erki Arasındaki Ekonomik Koordinasyon Yüksek Konseyi Sekreteri, düşmanın İran'ın nükleer programının tamamen kapatılması yönündeki şüpheli ısrarına işaret ederek şunları söyledi: "Trump hem müzakerede hem de savaşta çıkmaza girmiştir. Uzun vadeli ve sürdürülebilir mantıklı bir tartışma yerine, İran'la savaşta gerçekleşmeyen hedeflerine dair söylemleriyle itibarlarını korumak gibi tali konuların peşine düşmüştür. Öte yandan, onların, kesinlikle nükleer bilgiye sahip olmamamız gerektiği yönündeki bu tutumundan son derece şüpheliyiz. Uluslararası tam denetime rağmen İran'ın nükleer bilgiye sahip olmaması konusunda bu kadar ısrar etmelerinin ardında ne olduğunu görmek gerekir. Nükleer konusundan sonra muhtemelen füze taleplerinde bulunup, füzeleri bırakmazsanız size atom bombasıyla saldırırız diyeceklerdir ve amaçları İran'ı parçalamak ve yok etmektir."
Rızai, Trump'ın gerek hukuki ve siyasi düzeyde gerekse Amerikan halkı nezdinde ve çeşitli kamuoyu yoklamalarının da gösterdiği üzere hiçbir meşruiyetinin bulunmadığını, örneğin Kongre'den savaş yetkisi alamadığını, uluslararası düzeyde de destekten yoksun olduğunu, hatta NATO ve ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dahi Trump'la işbirliği yapmadığını vurguladı.
İran karşıtı karar tasarılarının da kabul görmediğini belirten Rızai, Trump'ın ciddi bir meşruiyet boşluğu yaşadığını ve şimdi işinin, rejim değişikliği ve İran'ı parçalama hedefinden, "İsrail'i ve bölge ülkelerini desteklemek amacıyla Hürmüz Boğazı'nı açmak istiyoruz" deme noktasına geldiğini ifade etti.
Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Üyesi, bazılarının İran'ın neden ilk önce ABD'nin somut bir adım atması konusunda ısrar ettiğini sorduğuna değinerek şu hatırlatmada bulundu: "Biz ABD ile defalarca müzakere ettik, hatta anlaşmaya vardık; onlar her seferinde anlaşmaları ihlal ettiler."
Rızai şöyle devam etti: "ABD ile ilk müzakere edip anlaştığımızda konu Amerikalı rehinelerdi; biz taahhüdümüzü yerine getirdik ama onlar verdikleri sözü çiğnediler. Ondan sonra da birkaç kez daha anlaşmaların altına yattılar. Bir diğer örnek ise Lübnan'daki Amerikalı rehineler meselesinde bizim için büyük bir şey yapacaklarına söz vermeleri, ancak yine sözlerini tutmamalarıdır. Son müzakerelerde de İran'ın on maddesini kabul ettiler, fakat sonrasında yine sözlerinden döndüler. Aziz İran halkı bilsin ki biz müzakerede ciddiyiz; fakat düşmanlar da bilsin ki sahada ve İran'ı savunmada daha ciddiyiz ve onların somut bir adım atması gerekmektedir."
ABD ve İsrail'in, sadece İslam Cumhuriyeti'ne değil, İran'a yönelik düşmanlığını ortaya çıkaran bu büyük uyanışa ve halkın büyük direnişi ile silahlı kuvvetlerin büyük direnişine değinen Rızai, şunları söyledi: "Bu uyanış, otorite ve birlik temelinde şekillenmiştir; yaygınlaştırılmalı ve grup, hizip ya da kişisel çıkarlar uğruna asla zedelenmesine izin verilmemelidir. Öte yandan yetkililer geçmişte olduğundan daha fazla çalışmalı, hiçbir işi savaşın sonuna bağlamamalı ve halkı ekonomiye daha fazla dahil etmelidir. Halk da tasarrufla ülkeye büyük katkı sağlayacaktır; işletmeler de tüm güçleriyle faaliyetlerini sürdürmelidir."
Tümgeneral Muhsin Rızai son olarak şunları söyledi: "Bir asker olarak arz ediyorum ki, İran'ın önüne çıkan bu büyük fırsatı ganimet bilelim. İnşallah Hazreti Veliyy-i Asr'ın eli, onurlu İran halkının ve silahlı kuvvetlerimizin destekçisidir; aziz Liderimiz de yüksek enerjiyle ve faal bir şekilde işleri yürütmeye devam etmektedir."