1. İran
  2. Türkiye
  3. Batı Asya
  4. Dünya
  5. Röportaj
  6. Analiz/Makale
  7. Bilim/Uzay
  8. Spor
  9. Yaşam/Kültür
  10. Fotoğraf
  11. Karikatür
  12. Video
    • فارسی
    • english
    • عربی
    • עברית
    • Pусский
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter
  • İran
  • Türkiye
  • Batı Asya
  • Dünya
  • Röportaj
  • Analiz/Makale
  • Bilim/Uzay
  • Spor
  • Yaşam/Kültür
  • Fotoğraf
  • Karikatür
  • Video

Erdoğan'ın Muhalifleri Zayıflatma Yöntemi; İne Börtü Böceği Gibi Sızma - Birinci Bölüm

  • 26 Haziran, 2026 - 09:04
  • Türkiye haber
Erdoğan'ın Muhalifleri Zayıflatma Yöntemi; İne Börtü Böceği Gibi Sızma - Birinci Bölüm

Son günlerde CHP'li bazı milletvekilleri ve belediye başkanları istifa ederek Erdoğan'ın partisine katıldı.

Türkiye

Tesnim Haber Ajansı- Türkiye'de Erdoğan'ın en büyük muhalefet partisindeki iç çekişme ve bölünme devam ediyor. Kısaca "CHP" olarak bilinen ve 103 yıllık geçmişe sahip, Türkiye'nin laik-Kemalist siyasetçilerinin en önemli mücadele alanı olan Cumhuriyet Halk Partisi, daha birkaç ay öncesine kadar Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) yaklaşan seçimlerde devirebilecek parti olarak görülüyordu. Ancak şimdi CHP'nin başına, bu partinin uzun tarihinde emsali görülmemiş bir bela geldi.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) son birkaç yıldaki en büyük sorunlarını gözden geçirecek olursak, birkaç önemli dönüm noktasıyla karşılaşıyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu'nun parti liderliği koltuğundan indirilmesi ve Özgür Özel'in yeni lider seçilmesi, Özel'in partinin toplumsal örgütlenmesini güçlendirmeye yönelik önemli adımlarının ardından CHP'nin güçlenmesi, Erdoğan'ın en önemli rakibi ve CHP'nin öne çıkan cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması, CHP'li birkaç belediye başkanının mali yolsuzluk suçlamasıyla yargılanması, Özel'in savcılık kararıyla parti liderliğinden uzaklaştırılması ve Kılıçdaroğlu'nun parti dümenine geri getirilmesi ve şimdi de, CHP'den birkaç milletvekili ile belediye başkanının istifa ederek Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılması.

Şimdi fiilen Cumhuriyet Halk Partisi, çoğunluğu Özel taraftarı olan ve yüzde 10'luk bir kesimi de Kılıçdaroğlu'na tabi bulunan iki ana gruba bölünmüş durumda. Ancak Kılıçdaroğlu, liderlik koltuğunu elinde tutmak uğruna kongre yapmaya yanaşmıyor ve muhtemelen Özel yeni bir parti kurmak zorunda kalacak; bu da Cumhur İttifakı ile Erdoğan-Bahçeli siyasi ortaklığının ciddi şekilde işine yarayacaktır.

Siyasi analistler ve gözlemciler şunları söylüyor: Türkiye'nin mevcut siyasi-partisel atmosferinde, Erdoğan ve AK Parti ülkeyi otoriter ve bütünlükçü bir yolda yönetiyor ve Erdoğan'ın bir kez daha erken cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması ve 2007 ortalarından 2032 ortalarına kadar 5 yıllık bir dönem daha iktidarda kalması için her şey hazır.

Erdoğan'ın Çok Sayıda Aracı Kullanması

Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi lideri Recep Tayyip Erdoğan, eski ve tecrübeli bir siyasetçi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin toplumsal konumunu zayıflatmak için konuşmalarında ve parti programlarında her türlü anti-propaganda hilesine başvurdu. Ancak bir yandan ekonomik kriz ile hükümetin ve iktidar partisinin yetersizliği, öte yandan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin toplumsal popülaritesi, söz konusu partinin kamuoyu yoklamalarında hâlâ üst sıralarda yer almasını sağladı.

Bu sebeple Erdoğan, yargıyı araçsallaştırarak önce İmamoğlu'nu hapse attırdı, ardından emsali görülmemiş ve şaşırtıcı bir adımla Özgür Özel'in savcılık kararıyla parti liderliği görevinden uzaklaştırılmasını sağladı.

Ancak yalnızca bu araçlarla yetinmedi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin önde gelen simalarını kendi safına çekmek için başka araçları da kullandı; böylece birkaç milletvekili ve belediye başkanı CHP'den istifa ederek Erdoğan'ın partisine katıldı.

Haymana Belediye Başkanı ve CHP'nin tanınmış simalarından Levent Kökçe'nin Erdoğan'ın elini öperken ve Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katılırken çekilmiş fotoğrafının yayımlanması, son günlerde Türk medyasının dikkatini çeken önemli örneklerden biridir.

Milli Gazete bu konuda şöyle yazdı: "Bu kadar hıza başımız döndü sayın başkan! Sabah erkenden CHP'liydin ve Özel'i savunuyordun, öğleden sonra Erdoğan'ın elini öptün ve AK Parti'ye üye oldun."

CHP bu şoku henüz atlatamamışken, Sakarya Milletvekili ve CHP'nin diğer etkili isimlerinden Ümit Dikbayır da istifasını duyurdu ve Erdoğan'ın ofisine giderek Adalet ve Kalkınma Partisi'ne katıldığını bildirdi.

Dikbayır aynı gün, CHP'li diğer bazı milletvekillerinin de böyle bir niyet taşıdığını açıkladı. Ancak CHP, bu haberin yayılmasını iktidar partisinin psikolojik oyununun bir parçası olarak nitelendirdi.

Ne var ki Dikbayır'ın haberi doğru çıktı ve 24 saat sonra, İstanbul Milletvekili ve "İmamoğlu'na Özgürlük" kampanyasının öncülerinden Nemrut Özdemir de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin özel salonunda, iktidar partisine üyelik rozetini Erdoğan'dan aldı ve uzun süredir CHP'den ayrılmayı düşündüğünü açıkladı.

Milletvekilleri ve Belediye Başkanları Neden İstifa Ediyor?

CHP'den birkaç milletvekili ve belediye başkanının istifa ederek AK Parti'ye katılmasına dair farklı anlatımlar mevcut. Bazı analistler, bu kişilerin çoğunlukla baştan beri CHP ile pek de fikri ve duygusal bağa sahip olmadığını ve Özel'in danışmanlarının ısrarıyla bu partiye katıldıklarını söylüyor.

Ancak diğer ağırlıklı anlatım şöyle: Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi'ndeki danışmanlarından oluşan özel bir ekip, iki önemli ve etkili araçla muhalefet partisinin milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla temasa geçiyor ve onlara bir an önce partilerinden istifa edip AK Parti'ye katılmalarını teklif ediyor: Birinci yöntem, kişilerin mali ve adli bilgilerini kullanmaktır. Mali yolsuzluğa bulaşmış olan ve ifşa ile yargılanma ihtimali bulunan belediye başkanları ve milletvekillerine şu teklif yapılıyor: "Eğer AK Parti'ye katılırsanız, dosyanızdaki tüm suçlamalar ve bilgiler silinecektir."

İkinci yöntem ise, mali yolsuzluğu ve özel bir sorunu bulunmayan, ancak aynı zamanda CHP ile sağlam bir fikri ve siyasi bağı olmayan milletvekilleri ve belediye başkanlarına yöneliktir; bu teklifle kolayca istifa ediyorlar: "Eğer AK Parti'ye katılırsanız, hatırı sayılır bir mali ödül alacaksınız."

Eleştirmenler Ne Diyor?

Son günlerde iktidar partisinin muhalifleri zayıflatmak için kullandığı zehirli yöntemleri eleştiren önemli simalardan biri, ünlü Türk hukukçu ve eski hâkim Profesör Haşim Kılıç'tır.

Kılıç, Türkiye'nin en önemli yargı kurumu olan "Türkiye Anayasa Mahkemesi Başkanlığı" görevini yürüttüğü yıllarda, hükümet ve iktidar partisi hukuk dışı eylemlere girişirken daima onun tepkilerinden çekinecek kadar nüfuz, bağımsızlık ve güce sahipti.

Haşim Kılıç, Türkiye'nin siyasi atmosferine dair en son konuşmasında, "Adalet, Tam Şimdi" başlıklı bir konferansta şunları söyledi: "1990 yılında Anayasa Mahkemesi üyesi, 2007 yılında da bu mahkemenin başkanı oldum. Cesaretle söyleyebilirim ki, bu kırk yıldaki gözlemlerim şu gerçeği teyit ediyor: Türkiye'deki temel mesele değişmemiştir ve şu soruyla karşı karşıyayız: Bu ülkede nasıl bağımsız ve tarafsız bir yargıya sahip olabiliriz? Pek çok sorun gördük, konuştuk, haykırdık. Ama sonuç alamadık ve Türkiye'de iş insanları, akademisyenler ve yargı mensupları hâlâ baskı hissediyor. Hukukun üstünlüğünün zayıflatıldığı bir ortamda ekonomik kalkınma bu yüzden imkânsız hale geliyor. Maliye Bakanımız'ın Körfez ülkelerinden para talep etmesi, ama aynı anda Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) başkanının gözaltında olması mümkün müdür? Böyle bir ortamda yatırımcıların güvenini kazanamazsınız."

Profesör Kılıç sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye'de yargı, tarihinin hiçbir döneminde tamamen bağımsız ve tarafsız olmamıştır; savcı ve hâkimlerimizin kararları birçok siyasi krizin merkezinde yer almış ve hâkimlerimiz sorunların ortaya çıkması ve ağırlaşmasında rol oynamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 2010 yılı öncesinde yaklaşık 30 siyasi partiyi kapattığı dönemi hatırlayalım. Şimdi de hükümet ve iktidar partisi, fiilen yargıyı muhalifleri zayıflatmak için bir silah olarak kullanıyor. 'Kimlikler üzerinden yürütülen bir siyasi hayatta, yargı nükleer bomba düzeyinde bir silaha dönüşür ve hükümet şu kavrayışa varır: Eğer yargıyı ele geçirirsek, rakiplerimizi etkisiz hale getirebiliriz.'"

Profesör Kılıç devamında açıkça, Erdoğan'a yakın hâkimlerin Yüksek Seçim Kurulu'nda (YSK) 2017 yılında iki milyondan fazla mühürsüz ve geçersiz oyu geçerli oy olarak ilan etmemeleri halinde, Türkiye'nin siyasi sisteminin değişmeyeceğini ve Erdoğan'ın da böylesine sınırsız yetkilere sahip olamayacağını itiraf etti.

Devam edecek...

 
R1729/P
tasnim
tasnim
tasnim
  • Hakkında
  • İletişim
  • En Çok Okunan
  • Arşiv
bizi takip et:
  • RSS
  • Telegram
  • Instagram
  • Twitter

All Content by Tasnim News Agency is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.