Tesnim Haber Ajansı- Yoram Kats, İbrani dilinde yayımlanan Zman Yisrael gazetesinde yayımlanan makalesinde şu vurguyu yaptı: "İsrail, İran ve Hizbullah'la mücadele için güç altyapısı oluşturmakta başarısız olmuştur ve bu süreç, kendini güvenliğin adamı olarak adlandıran kişi için sürekli tekrarlanmaktadır."
Makalenin devamında şu ifadelere yer verildi: "Yıllar boyunca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisini 'Bay Güvenlik' olarak gösteren kamusal bir imaj çizmeye çalıştı. Bununla birlikte, İsrail ordusunun askeri gücünün nasıl şekillendiğinin, silah tedariki konusunda alınan kararların (ve başarısızlıkların) ve İran ile Hizbullah'la mücadele hazırlıklarının incelenmesi, çok daha farklı bir tablo çiziyor: Yıllar içinde yıpranmış bir altyapı, muğlak bir güvenlik doktrini, zarara ve kayba yol açan kararların yanında karar almaktaki isteksizlik, caydırıcılığın kaybı ve uyarıların dikkate alınmaması, hepsi bu politikanın ürünüdür."
Yazar şu vurguyu yaptı: "Bu yıllar boyunca, Netanyahu'nun görev süresi boyunca inşa edilen askeri gücün çok küçük olduğu ortaya çıkmıştır; geleneksel güvenlik doktrininin ilkeleri çökmüştür; önleyici uçaklarda kronik eksiklik baş göstermiştir; denizaltı tedariki zayıf biçimde yönetilmiştir; ve Hizbullah ile Hamas gibi örgütlere karşı 'çevreleme' politikası başarısız olmuştur."
Bu politikayı sürekli yönlendiren Netanyahu, kararlar ile güvenlik ihtiyaçları arasındaki uçurumun nihai sorumluluğunu taşımaktadır; bu uçurumlar en tehlikeli biçimde kendini 7 Ekim 2023'teki başarısızlıkta gösterdi.
"Küçük ve akıllı ordu" kavramı, Netanyahu'nun başbakanlığının büyük bölümünde İsrail'in askeri gücünün takviyesinin temelini oluşturuyordu. Bu kavram, istihbarata, siber güvenliğe ve teknolojiye yatırım lehine kara kuvvetlerinin ve düzenli personelin küçültülmesini içeriyordu.
7 Ekim (Aksa Tufanı), bu bakış açısının yok olduğunu gösterdi: Düzenli ve yedek kuvvetler, özellikle zaman geçtikçe çok cepheli bir tehditle mücadele etmek için çok küçüktü.
Bu başarısızlığın en açık kanıtı, sonraki geri adımdı. Savaşın ilk aylarında, İsrail askeri gücü binlerce daimi personel eklenmesini, yedek görev günlerinde kayda değer bir artışı ve kısa zorunlu hizmet süresinin kaldırılmasını talep etti.
Makalenin bir başka bölümünde de şu ifadelere yer verildi: David Ben-Gurion tarafından 1950'lerde, 1953 tarihli "On Sekiz Maddelik" belgesinde formüle edilen güvenlik kavramı beş temel ilkeye dayanıyordu:
Düşmanların herhangi bir muhtemel birleşimine karşı üstün kuvvet; en az bir süper gücün desteğiyle; düşman topraklarıyla sınırlı kısa savaşlar; olayların başlatılması ve raporlanması; ve erken uyarı ile hızlı karar almaya dayalı caydırıcılık. Bu ilkelerin her biri kademeli olarak yok oldu.
Düşmana karşı kuvvet oluşturmak zorlaştı.
Diğer ülkelerle ilişkiler en düşük seviyesine geriledi.
ABD ile ilişkiler savaşların ortasında sorunlu hale geldi.
Bazı muharebeler düşman topraklarında değil, İsrail topraklarında cereyan etti.
Uyarı ve caydırıcılık çabaları 7 Ekim'de başarısız oldu.
Yazar daha sonra, Netanyahu'nun İran'la savaş için yeterince hazır olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.
Ve yanıt olarak şunları sıraladı: Geçen on yılın sonunda Netanyahu, İran'la imzaladığı nükleer anlaşmadan çıkması için ABD'ye baskı yaptı. ABD'nin (terörist) Başkanı Donald Trump, Netanyahu'nun önerilerini kabul etti ve 2018'de bu anlaşmadan çekildi.
Netanyahu, Trump'ı nükleer anlaşmadan çıkmaya -ve fiilen onu zayıflatmaya- ikna etti; ancak İran'a saldırı planı ve İran'ın herhangi bir muhtemel saldırısına karşı yeterli savunma için bütçe ayırmadı. 2022 sonunda yeniden iktidara geldiğinden bu yana Netanyahu, Genelkurmay Başkanı'nın kendisine İran'la savaşın savaş alanında acil eylemler gerektirdiğini bildirmesine rağmen, İran'la operasyonel açıktan sürekli kaçındı.
Daha önce İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Eyal Holata, 2021'de "askeri kurumun İran'la savaşa hazırlık seviyesinin düşük olduğunu" belirtti. Haberlere göre, 2023'te Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, önleyici füzelerdeki hayati eksikliği konuşmak üzere Netanyahu ile özel bir toplantı ayarlamaya çalıştı. Haberler, bu toplantının birkaç ay içinde, genellikle planlanan başlangıcından sadece birkaç saat önce olmak üzere beş kez iptal edildiğini gösteriyor.
Nihayetinde yapılan kapsamlı bir bütçe görüşmesinde, Genelkurmay Başkanı Arrow 3 füzelerinin üretim hızını ikiye katlamak için 1,2 milyar şekel talep etti. Haberlere göre, Netanyahu tarafından o görüşmede sunulan gündemde bu kalemin karşılığı sıfırdı.
İran'ın İsrail'e Nisan ve Ekim 2024'teki iki doğrudan füze saldırısından sonra dahi, önleyici füzeleri görüşmek üzere hiçbir acil toplantı düzenlenmedi. Nagel Komitesi Aralık 2024'te üretimde kayda değer bir artış tavsiye etti, ancak bu tavsiye yalnızca kısmen uygulandı ve ancak yaklaşık bir yıl sonra, İran'la Haziran 2025'teki on iki günlük savaşın ardından fiilen yürürlüğe girdi.
Bu yılın Mayıs ayında, İsrail Devlet Denetleme Ofisi de Savaş Bakanlığı'nın, İsrail ordusuyla iş birliği içinde, acil durumlarda silah üretimini hızlandırmak için gerekli hammaddeleri ve bileşenleri belirlemeye yönelik yapılandırılmış bir planı önceden hazırlamadığını tespit etti. Üretim ancak eski Savaş Bakanlığı Genel Müdürü Amir Eşel'in, onaylanmış bütçe olmaksızın, bizzat sanayiyi üretimi hızlandırmaya yönlendirmek üzere inisiyatif almasıyla genişledi.
Makalenin devamında İsrail'in başarısızlıklarına ve Netanyahu'nun Hizbullah'a yönelik politikalarına da değinilerek şu ifadelere yer verildi: Netanyahu, bilinen tehditleri durdurmak yerine, caydırıcılığın çöküş anına kadar süreceği varsayımıyla onları "yönetti".
Bu yazıda şu iddiada bulunuldu: 2006'daki İkinci Lübnan Savaşı'nın sonunda kabul edilen BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Güney Lübnan'a silah girişini yasakladı. Hizbullah bu kararı sürekli ihlal etti; İsrail ise onu aktif biçimde uygulamak yerine "sessizliğe karşı sessizlik" politikasını benimsedi.
Ve sonuç olarak, İkinci Lübnan Savaşı'nın eşiğinde 15 binin altında roket ve füze olduğu tahmin edilen cephanelik, tahminlere göre on katına çıkarak 150 bine ulaştı.
Yazara göre: "Küçük ve akıllı ordu" kavramı, Netanyahu'nun görev süresinin büyük bölümünde kara ve yedek kuvvetlerin azalmasına yol açtı. Savaşın başlamasıyla birlikte, köklü ve acil bir değişiklik zorunlu hale geldi: Binlerce ilave daimi personel, yedek kuvvette kayda değer bir artış ve zorunlu hizmet süresinin kısaltılmasının kaldırılması bu çerçevede yer aldı.
Bu yazının sonunda şu ifadelere yer verildi: "Ancak bugün, Ben-Gurion'un '18 ilkesinin' tamamının -üstünlük, bir süper gücün desteği, düşman topraklarında savaş, inisiyatif, erken uyarı ve caydırıcılık- kademeli olarak ve yerine alternatif bir doktrin konulmaksızın çöktüğüne tanık oluyoruz."